18 Mart 2010 Perşembe

Ev Gibisi Yok


Yeter her gece dışarıda yemek; sabah hepimiz yola çıkacağız hadi bana gelin dedim kızlara geldiler. Grossi  eskiden beri kendisinden pek haz etmediğimden olsa gerek, garip bir şekilde gelmemiş daha evvel evime. Şimdi de pek bayıldığım söylenemez ama herkes kendi yerini öğrendiğinden beri artık sinirlenmiyorum.
Geldiler, yedik içtik, gittiler. Yine dışardan söylesem de yemekleri, evde olmak, ayakları uzatarak sohbet etmek, gittikleri andan itibaren kendine dönebilmek iyi geliyor. Keşke adam gibi yemek yapsam da bunları her akşam buraya getirebilsem....

visitors; anna, grossi, castiglioni....

17 Mart 2010 Çarşamba

Nereye Bastı ise Artık...


Kişi kişinin aynasıdır, karşımızdakine en çok kendimizde sevmediğimiz özelliğimizi gördüğümüzde kızarız da farkında değilizdir aslında...
Ne oldu da o kadar sinirlendim, nasıl oldu da aylardır koruduğum sükunetimi aldı götürdü benden bilemiyorum ama sınırı aşmış, saygı sınırını paramparça edip, patavasızca kurulan cümleler birden baştan aşağıya titretdi bedenimi. Haklıydım haklı olmasına da bu kadar tepkisel sinirlenmek niye? Hangi noktaya bastı bilmeden leader ?
Sabahtan beri düşünüp duruyorum, yaptıklarının yada söylediklerinin hangi birisini yapıyorum farkında olmadan diye ama bulamıyorum. Patavatsız değilimdir ben, başkasının özeline dangadanak girmem destursuz, sınırı aşan şakalarımı yanımızda kimse yokken yaparım, yüzler değişirse dururum uzatmam da o halde neden o kadar titredi bedenim bu şuursuz kelimeler karşısında, neye bastı bilmeden?

Altı boş bazı lafların, ağır abi pozları işlemiyor herkese, yalayacaksan sonunda tükürdüğünü dinleme egonu, boşuna kırma kalpleri diyorum da bile bile karşındakini ben niye bu kadar sinirleniyorum. Kızgınım çok, biliyor da kendisi, özrünü etse de yarım ağız bu sefer çok kızgınım. Yaş kemale ermiş artık, nerede ne laf edeceğini, ne zaman konuşup, ne zaman susacağını bilmek lazım.
Bastın birşeye, bulamadım da ne olduğunu zira ben sen gibi değilim ama çok kızdım bu sefer ve bir süre daha da gidecek gibi bu durum.

visitors; anna, grossi, uga, castiglioni

9 Mart 2010 Salı

Kaçamak


Kimisi istemedi, isteme potansiyeli olanları da ben istemedim, yorgunum zaten, koştur koştur biten gün ile ben de bittim ve yokum bu akşam dedim enteresan bir şekilde. Erken eve gelmek garip ama iyi geldi. Keşke erken uyuyabilsem ama uyumayacağım, bu erken geliş de bir fayda sağlamayacak biliyorum.

Severi'ler gerçekten çok komikler, bir ana-kız bu kadar didişebilir mi hem de yanlarında hayatlarında üçüncü kez gördükleri bir yabanci varken... Dinlemem ben böyle durumlarda, yanımda iki kişi, iki sevgili, iki karı-koca, anne-çocuk, iki kardeş kavga ederlerse dinlemem, farkettirmeden onlara ortamdan ayrılırım; ama bunlar öyle komikler ki her yerde kavga ettiklerinden, trafiğin ortasında arabadan inmek, toplantı ortasında toplantı salonunu terketmek mümkün olmadı tabii. Saman alevi gibiler, bir dakika önce iyiyken, bir dakika sonra ateşlenip, iki dakika sonra küsüyorlar, sonra sil baştan. Allah iyiliklerini versin, kokoşlar, şekerler ve çok komikler...

visitors ; ana-kız severi'ler, albi, devis, tania, lucia, sofia, deli (bruna)...

8 Mart 2010 Pazartesi

Durmak da Lazım...


Tam da güçlü anne-babalar ve onların çocukları üzerindeki etkilerinden bahsederken, düşünürken, oradan kendine dönüp, geleceği merak ederken şen şakrak, kokoş ama bir o kadar da mütemadiyen didişen ana-kız severi'ler geldi.

Belli ki anne kurmuş firmayı, belli ki kendi adını verecek kadar da ego şişkin, belli ki 65 in üzerindeki ama super kokoş ve maşallah super atom karınca anne kontrolü tabutuna kadar elden bırakmayacaklardan. Kızı da hiç fena değil halbuki;  belli ki yeni ayrıldığı kocasından dolayı biraz sinirler gerilmiş ama ne istediğini bilen, gereksiz adımlardan kaçınıp, direk sonuca giden biri. Annesiz de idare eder yani de işte anne bırakmıyor. Bakarken anne severi'ye bir yerde artık durmak, geri çekilip yol vermek lazım diye düşündüm. Kolay değildir herhalde onun için de mutlaka anlayabiliyorum ama bu yaştan sonra bu kadar detaya girmeye, yorulmaya, koşturmaya, yanındakini sık boğaz etmeye ne gerek var? Yapmışsın yapacağını, bırak da oturup artık tadına bak, keyfini çıkar.
Belki de çocuklarda değil sorun zannettiğim gibi belki de anne-babalar önlerini tıkıyor, kontrolleri ile sıkıp boğuyor, çocuklarının özgüvenleri ile oynuyorlar. Tabii ki farkında olmadan, tabii ki istemeden...

Komik kadınlar severi'ler; çıkarmı birşey bilemem, yaparsak da az birşey yaparız o da onların şen şakrak halinin, hoş sohbetlerinin hatrına belki. Ilk iş günündeki l'ombra ile birlikte birbirinden farklı ama neşeli 4 kadın olarak dolandık durduk bugün. Onlar devamlı ama devamlı didişti, ben l'ombra'yı gözledim.

Küçücük birşey; görüşmede bu kadar küçük olduğunu farketmemişim. Olduğundan daha küçük göstermesinin yanı sıra ilk gün heyecanı, çekingenliği ile daha da küçük göründü gözüme. Ama sevdim ben onu ya bakıcaz, biraz zaman vereceğiz, içindeki savaşçı taraf ortaya çıkacak mı çıkmayacak mı göreceğiz. Biraz ben sabredeceğim, biraz o ve sonra karar vereceğiz.

visitor ; ana-kız severi , albi, devis, tania, lucia...

7 Mart 2010 Pazar

Işte Bu Gerçekten Şahane


Dün bütün geçmiş haftanın yorgunluğunu atmaya çalıştığım ve mümkünse önden kutlanmaya karar verilen doğumgünü yemeğine gitmemenin yollarını düşünürken, telefon eden e.e'ye " gelmesem olmaz mı? " dedim, direk "olmaz" deyiverdi, "peki asilik yapıp gelmezsem, sana çok ayıp olur mu" dedim " hem de çok, mümkün değil, 33 ü kutluyorum, en seksi yaşım" deyince ve kendisini 15 dakika sonra kapımın önünde bulunca önce HK, sonrasında topuklu giyilecekse hiçbir tür çorap sözkonusu olmadığında ne giyilmeli telaşı da atlatıldıktan sonra, Üzüm Kızı gecesi neşeli başlayıp, çok neşeli bitti.

Yüksek tavanı ile diğer meyhanelerden daha bir iç açan, sazlı sözlü mekan müziğin volume u hariç gayet güzel bir seçimdi. Haftaiçi iş yemekleri dışında neredeyse 3 aydır dışarı çıkmadığımdan gece etrafı seyrederek, türk milletinin kadını erkeği ile hakikaten ne kadar kötü giyindiğini düşünerek, ama ardı ardına devrilen rakılar sonrası neşe tavana vurmuş şekilde akıp gitti. Yüzü, gözü, memeleri estetik lakin vücut ve allah vergisi sesi güzel Rita, azıcık içimi burktuysa da hayallerinin yarısına gelmiş bir kadın imajından dolayı, neşeli hali ile neşeli şarkıları ile kaşık, çatal sesi duysa da zaten kendini ortaya atacak milleti, coşturdukça coşturdu.
Tamam eğleniyorum o ayrı ama ben bu türk kadınlarının içlerinde yatan asena ruhunu sevmiyorum; adabın ile atacaksan at göbeğini de şu dansöz figürleri ile saçlar havada, gerdan kırmaları ve shakira da kimmiş edası ile kıç baş oynatmaları bırakın da erbabı yapsın allah aşkına...neyse ya bana ne?

Rakıyı da özlemişim, çıkıp dağıtmayı da...5 belki de 6 rakı sonrası, ben eve gidiyorum derken yine "ahh olmaz, en seksi yaşım" silahını bir kere daha kullanan e.e'yi kıramayıp, bu sefer kendimi nupera'da bulmam, niye ise, sabahın o saati olmasına ve muhtemelen çok yorgun olmasına rağmen, beni görünce vestiyerci amcanın ( yüzyıldır odur) ," nerelerdesiniz siz, görünmüyorsunuz" farkındalığına bir sevinip, üzerine keyifli keyifli bir votka redbull da içtikten sonra, paşa paşa ama keyifli bir şekilde dönüp direk uykuya daldım ve sabaha gerçekten şimdiye kadar gördüğüm en güzel rüyalardan biri ile uyandım;

Bir reklamasyon durumu var ve onu konuşuyoruz, itiraz ettiğimiz bir durum yok da tam olarak nasıl bir hesaplama yaptıklarını anlamak istediğimizde, karşı taraftaki bir brozzi oluyor bir alessandro ki ikisininde ilk ismi aynıdır, kıl bir cevap verince bana birden avukat kesiliyorum ve rest çekiyorum. Tartışma büyüyor ama geri adım atmadığım gibi, zaman ilerledikçe kendimi daha da güçlü hissediyorum.
Arkasından arabaya atlayıp gezmeye başlıyorum, ya çin'deyim yada hindistan, bilemiyorum ama trafiğin ortasında, kalabalık bir kavşakta duruyorum. Birden birşey yapmak için arabadan iniyorum trafiğin tam ortasında ama tekrar akmaya başlayınca hemen arabaya atlayıp, önümdeki ortası çim yuvarlaktan sola dönüp, ilerlemeye devam ediyorum. Önce araba ile gezeyim, sonra beğendiğim yerlere giderim diye karar veriyorum; neresi olduğunu bilmiyorum ama daha önceden bildiğim bir yerdeyim.
Bir rampadan yukarı çıktığımda, sağımda bizim kanyon misali yarı açık, döner katlı bir alışveris merkezi görüyorum, araba ile içinde dolaşmaya başladığımda ise bir alışveriş merkezinden çok sanat galerisi olduğunu düşünuyorum, her yerde tablo satan çok şık dükkanlar var, buraya daha sonra mutlaka gelmeliyim diye yola devam ederken birden alt katta ki iki adam büyüklüğündeki Mevlana heykeli dikkatimi çekiyor ve hemen oraya gidiyorum. Herhalde sahibi bir türktür diye içimden geçirirken, gerçekten çekik gözlü olmayan ve Türk olduğunu anladığım dükkan sahibi ile karşılaşıyorum." Merhaba" diyorum bana türkçe "merhaba " diye güler yüzu ile cevap veriyor. Etrafta alçıdan yapılmış, yüzlerce Mevlana heykeli ve duvarlarda da yağlı boya Mevlana potreleri var; o kadar şık ve o kadar herşey ecru tonlarında ki inanılmaz hoşuma gidiyor. Tam ben etrafıma bakmaya devam ederken, önce içeri dükkan sahibinin diğer kardeşi giriyor ve bana " biz de sizi bekliyorduk " diyor, " ben " bir yanlışlık olacak, sizi arayan ben değildim, ben bile buraya geleceğimi bilmiyordum" diyorum ama " nasıl olsa bizi arayaktınız " diyor, o zaman ben de ona " belki de ben burayı gördükten sonra birini söyleyecektim ve o arayacakti" diyorum ve o sırada onlardan birinin kızı gelip yanıma bana iki adet numune veriyor yaptırmam için, bunları bana vermeden hemen önce de babasının kulağına " ben ona sermaye vermeye karar verdim, baksana hem de sempatik bir kız " diye fısıldıyor.
Masanın üzerine koyduğu iki adet deri takıma ve her ikisine de bağlanmış deri eldivenlere dikkatle bakarken, o gün ne kadar şanslı ve o anda ne kadar huzurlu olduğumu düşünüyorum ve birden dükkan sahibinin oğlu ile telefonda annesinin gelinliği ve değeri hakkında konuşmaya başlıyorum...

Bu benim his olarak gördüğüm ennnnn güzel rüyalardan biri idi. Yer ve insanlar o kadar güzeldiler ki, içim rüyada gerçekten huzur dolu idi. Bu rüyanın anlamına bile bakmaya gerek yok bence çünkü başlı başına şahane.

6 Mart 2010 Cumartesi

Üzüm Kızı


Yeni yasina sevdikleri ile merhaba diyen, bir arkadastan, they always be dedigin birinden duyulacak en guzel, en anlimli cumlelerden biri ; " hayatima o kadar cok sey kattin ki, iyi ki varsin, umarim hep olursun"...
Canimsin e.e... Bu gece senin kutlaman disinda hicbir guc beni bu evden ve yataktan cikaramazdi!

Kalbim Elimde


Birden göğsümde bir sıcaklık hissediyorum ve elimle kontrol ederken ıslaklık peşi sıra geliyor, ne oluyor ayol diye baktığımda ise göğsümde bir delik ve kalbimin olmadığını görüp paniğe kapılıyorum.
Etrafımda kimler var hatırlamıyorum ama sakinler, bense kaptığım gibi bedenimin dışındaki kalbimi beyaz bir kağıt peçeteye sarıp hızlı hızlı, beni hemen hastahaneye götürün diye feryat ediyorum.

Özel bir klinikteyiz, koca bir açık salon heryerde yataklar ve mavi ışıkli loş bir ortam. Bana mavi bir forma giydiriyorlar ama benim aklımda elimde tuttuğum ve hala kan kaybeden, kıpkırmızı kalbimde. Neden sonra rahatlıyorum, bir sigara içip, hemşireyi beklemeye başlıyorum.
Hemşire geliyor, birkaç gün için yapmamam gerekenleri sıralıyor; " içki içmeyeceksin" diyor, " ok diyorum, zaten son zamanlarda hiç içmiyorum, " sigara kesinlikle içmeyeceksin" diyor, orada o an panik oluyorum " nasıl dururum ben üç gün sigara içmeden, hem biraz önce daha bir tane içtim, ya çok kötü birşey olursa " diyorum, " yok ondan birşey olmaz" deyip beni rahatlatıyor.

Heryer loş mavi bir ışık, arkadaki masanın üzerinde duran ve tam ortadan ikiye ayrılmış kalbimin başına gidip, bir neşter alıyorum ve ayrıldım ayrılacağım diyen kalbi tam ikiye bölecekken, hemşire gelip " bu çok dikkatli yapılması gereken birşey, eğer milim kaydırırsan, biraraya getirirken eskisi gibi olmaz, istersen sen dokunma ona, iyi olacak, söz veriyorum" diyor....

Resmen kalbimi elimde tuttum, resmen kalbimi ikiye ayrılmış gördüm ve resmen acayip çok korktum ama bu bir kabus değildi. Anlamına baktım tabii ki ve gayet güzeldi. Bazen çok korkutucu şeylerin anlamı gerçekten çok güzel olabiliyor.