25 Mart 2010 Perşembe

Gitmeden Hemen Once ≠ 8


Son dakikaya kadar koşturdum, son dakikaya kadar çalıştım, halledip işlerimi, sonunda, nihayet yola düşüyorum.
Kime niyet kime kısmet l.buddha ile planladık, crown ile gerçekleştiriyoruz. Her ikimizde dünyanın bir tarafından dolaşıp, çok değil saatler sonra crown ile buluşuyoruz.

Nihayet bir saat sonra binip o uçaklar arasından en çok sevdiklerimden birine, ayaklarımı uzatacağım, kitap okuyacağım, kimse ile konuşmak zorun olmayacağım, uyuyacağım ve gözlerimi, bizden ve dünyanın geri kalanından bir hayli farklı bir köşesinde Tokyo'da açacağım.

Bir hafta boyunca sadece canımın istediği şeyleri yapıp, canım arkadaşımla hasret gidereceğim, gezeceğim, ögreneceğim, yeni yeni tecrübeler edineceğim.
Tanrı gördüklerimizden eksik bırakmasın, şükretmek lazım; yine öyle bir zamana denk geldiki bu seyahat, istesem başka zaman bu kadar huzurlu ve istekli gidemezdim herhalde.

Yol uzun, hadi bakalım kuş gibi kalkıp, kuş gibi inelim. Keyfimiz yerinde olsun.

24 Mart 2010 Çarşamba

Tam Zamanı

Tam da en cıvcıvlı zamanda gitmek şımarıklık mıdır acaba diye sorgulayıp, kendimi ödevini yapmamış çocuk misali huzursuz yalakarken zaman zaman, şaka değil boru hiç değil tam üç aydır insan üstü bir tempo ile çalıştığımdan, son iki üç gündür yarınki yolculuğun TAM ZAMANI olduğuna karar verdim.

Tam zamanı gitmenin, biraz uzaklaşıp herkesten, herşeyden, kafayı ve enerjiyi toplayıp geri dönmenin. Herşey yerine yerleştirilip, geri dönüşümler için beklenildiğinden tam zamanı gitmenin.
Ofis de oturmaya başlamışken tam zamanı çocuklara biraz nefes aldırmanın, biraz kendi başlarına nasıl hareket ettiklerini görmenin.
Deniz'in gelmesine de çok az kaldığından, tam zamanı şimdi yollara düşmenin.

Nasıl bekliyorum o uçağa binipte saatlerce uyumayı ve bambaşka bir şehirde uyanmayı...
Evet evet tam zamanı dinlenmenin!

visitors; rossi, katyana, nicola (hımmmm!), camellini, lucia, r.ghierghia

23 Mart 2010 Salı

Gamze


Gamze var ya Gamze hayatımı kurtaran kadın oldu yine; ne zaman ne saat istersen "hayır" kelimesini hayatında hiç duymamış gibi ne yapıp edip koşa koşa gelen bu kıza ne desem az gelir herhalde. Türünün tek örneği, çok şeker...
Yine sabahtan akşama hiç vakit olmadığından gecenin saat 11'inde kalkıp geldi de beni yolculuk öncesi büyük bir dertten kurtardı ya diğerleri gibi yılışık, şımarık değil ya, ne desem az gelir az...

Gamze şahane, ghierghia evlere şenlik, hiç halden anlamıyor ama kötü niyetten değil elbet, düşünemiyor, varamıyor.

visitors ; r.ghierghia, lucia, lisa lesbica...

22 Mart 2010 Pazartesi

Eve Dönüşte "Keşke"


Keşke gece adam gibi makul bir saatte uyuyup, iki saatlik uyku ile yollara düşmeseydim de başım çatlayacak kadar ağrımasaydı, gelen rötar haberi bu kadar üzerime basmasaydı.

Keşke burada yaşasaydım; keşke burada yaşasaydım da her geldiğimde buraya illa geri dönmem gerekmeseydi.

Keşke herşey hayal ettiğim gibi olsaydı, keşke senin de kalbinin hayal edilenlerin gerçekleşebileceğine dair inancı olsaydı, keşke tıkamasaydı kulaklarıni, kapamasaydı gözlerini, keşke biraz daha cesaretin, biraz daha inancın olsaydı.

Hadi bakalım uçak seni bekler bayan keşke...Anlaşma mıydık seninle hiçbir keşke kalmamıştı ya?????

21 Mart 2010 Pazar

MINE VAGANTI



Güya 21 Mart, güya baharın ilk günü bugün ama Rapallo şaşırtıcı şekilde gri, şaşırtıcı şekilde yağmurlu, şaşırtıcı şekilde soğuk son iki gündür. Istanbul'dan gelen nefis bahar haberlerinin karşısında her daim güzel olan havanın böyle olmasını herhalde dinleneyeyim, aklım dışarda kalmasına bağlayıp polyannacılık oynuyorum.

Dinlendim hakikaten, bol bol uyuyup, bol bol tembellik yaptım. Bugünse pazar günü, hele hele yağmurlu bir pazarda yapılacak en güzel şeyi yapıp, amour ile Ferzan Özpetek'in son filmi MINE VAGANTI'yi seyretmeye gittim.

Yine şahane, yine sevdiğim Ferzan Özpetek filmlerinden biri. Bu sefer kendi aile yaşantısından tiplere yer vermiş gibi, tüm o başka dilde konuşan, bambaşka bir dünyayı yaşayan insanlar çok tanıdık, çok bizden gibi geldi bana. Büyükanne, hala, baba hepsi sanki uzaklardan buraya taşınmış gibiydi. Garip bir şekilde Serra Yılmaz yoktu bu sefer ama yine Sezen Aksu ile bitirmişti. Sahneler, mekanlar ve müzikler herzamanki tatta ve çıktığın andan itibaren dile dolanır güzellikteydiler. 10 gün önce gösterime girmesine rağmen salonun tıklım tıklım dolu olması ise başka bir keyif verdi nedense. Güzel oldu çok.

Sinema sonrası, cate'yi de alıp La Vedetta'da, onun 16 yaşında olmasına rağmen benim ile aynı hikayelerini dinleyerek ve akıl vererek geçti. Ne güzel konuşuyorum başkalarına, ne güzel akıllar veriyorum. O akılların yarısını kendim kullansam hayat ne kadar kolay olacak ama bol keseden atmak kolay, gel sen o lafları kalbine dinlet kolaysa...Dinlet dinletebiliyorsan belki o zaman bir göründü bir kayboldu, tekrar göründü, bekledi diye kendi kendine anlamlar çıkarmaz, hayatından olduğu gibi çıkarırsın. :)

Sabah saat 05:00 de yollara düşeceğim yeniden, iki saat Milano, oradanda eve, bahara gidiyorum. Hava bozmasa bari...

20 Mart 2010 Cumartesi

FIDENZA - RAPALLO


Küçükken sabahtan akşama tek başlarımıza dolaştığımız ve içeri girmek bilmediğimiz sokaklarda gelen geçen neredeyse herkesi tanır, ismini cismi, ne yaptığını, nerede oturduğunu bilirdik. Yakınından geçene eşşek degilsen selam verir, karşındaki de öküz değilse cevap verip, başını okşar annene-babana selam söylerdi. Haylazlık yaptığın zamanlar için baş belası bir durumdu aslında, haberi senden önce eve varır, akşamında ceza yada uzun bir söylem seni beklerdi ama yine de güvenli idi işte. Yabancı hemen kendini belli eder, konuşulmaması sık sık tembihlenen yabancıların kim olduğunu hemen anlardık.
Korkmazdık sokaklarda dolaşırken, insan bildiği şeyden korkmaz ki; şimdiden farklıydı çok.

Seviyorum Istanbul'u hala, gelişmesinden, değişmesinden memnunum da ama o günleri özlüyorum açıkçası. Sokağa çıktın mı tanınmayı, kendini güvende hissetmeyi özlüyorum. Işte belki de burayı birazda bu yüzden de seviyorum, belki de nerede olursam olayım bitirip işimi, uyumak için bu yüzden de buraya dönüyorum.

Camellini ile halledilen iş sonrası 2 saatlik yolun sonunda vardığımda dün Rapallo'ya, akşam yalnız olacağımı biliyordum. Amour Amsterdam'da, gallo Jakarta'da, mr. italy dağda kayakta, uga Hong Kong hazırlığında, adri ise Parma'da evinde olacaktı. Herkes dönemden kaynaklı dünyanın dört bir yanına dağılmışken burada olacağı kesin tek insan kalıyordu geriye ve o da aranamayacağından, biliyordum akşamı tek başıma geçireceğimi ama camellini'nin ısrarına rağmen biran evvel gelmek, geceyi yine burada geçirmek istedim. Çünkü burada yalnız da olsan, yalnız hissetmiyorsun kendini. Çıktın mı sokağa mutlaka birileri ile karşılaşıyorsun, mutlaka birileri ile sohbet ediyorsun, mutlaka kendini güvende hissediyorsun.
8 senenin sonunda, bilmeseler de çoğu adımı biliyorlar beni. Bilmeseler de tam olarak ne yaptığımı, nereden geldiğimi, ne olduğumu biliyorlar. Istanbul'dan, havalardan bahsedip bana kendini iyi hissettiriyorlar.

Dün gece de otele geldiğimi haber verip, odaya çıkmadan gittiğim Nettuno'nun kapısında anania'lar ile karşılaşıp onlarla yemek yedikten sonra otele vardığımda iyi ki gelmişim dedim.
Bugün ise bütün günü uyuyarak geçirdikten sonra yeniden akşamı yemeği için evlerine gidip, lavinia ile zaman geçirmek iyi geldi, mutlu etti.

Amour bu gece dönüyor Amsterdam'dan. Hazır gallo da yokken sabahtan akşama paşa gönlümüz ne isterse onu yapacağız. Mutlaka sinemaya gidilecek ve hala gösterimde ise tabii ki Mine Vaganti, dönüşünde de sıcak ortamı ve muhteşem ev yapımı makarnaları ve etleri ile gönlümüzün birincisi tabii ki la Vedetta...

19 Mart 2010 Cuma

GItmeden Hemen Once ≠ 7


Yazacak çok bir şey yoktu; hergün bir öncekinden farklı ama bir o kadar da bir öncekinin tekrarı günler geçirip duruyorum. Her sabah zorla, neredeyse sürünerek yataktan kalkıp, kimse o gününün adamı alıp sabahtan akşama toplantılar yapıp, gece yemeklerinden sonra eve dönüp, sadece çalışmak için yaşamıyorumu kendime ispatlamak inadıyla olsa gerek gece geç saatlere kadar kendim ile ilgileniyorum ve bu yüzden her sabah zorla, neredeyse sürünerek yataktan kalkıyorum...Ama keyfim yerinde, mutluyum garip bir şekilde. Devamlı yeni birileri giriyor ofis hayatımıza, bazıları hemen yok oluyorlar ama kalanlardan memnunum..l'ombra son iki haftadır beni en çok güldüren; bilinçli yapmıyor tabii. O kadar çocuk gibi ve o kadar bizim dünyamızdan uzak ki, başkasında kesin kızacağım birşeyde onda kızamıyorum, gülüyorum.

Yoktu bu seyahat hesapta, gelecek haftaya kadar hareket etmeyi planlamıyordum ama arayınca camellini, gelsen iyi olur deyince, hazır THY super bir hareketle Bologna'ya direk de uçuş koymuşken olur dedim, sorun değil dedim, gelirim dedim.. Gideyim tabii ne olacak ? Nasıl olsa bugün gelenler geri dönüyor, nasıl olsa geride bıraktığım yapmam gereken çok önemli bir şey yok. Giderim, yarım gün camellini ile çalışırım, haftasonu burada uyuyacağıma orada uyurum, morali ve sabrı iyice bitmiş amour 'a destek veririm, Ferzan'ın son filmi Mine Vaganti'yi seyrederim, sonra paşa paşa geri dönerim..

Olur tabii, gayet güzel olur...Yorgunum şimdi çok ama bu akşam bir vardın mı odama, yatarım saatlerce , geçer gider...
Hem biraz yalnız kalmak iyi gelir, bu yolculukların en çok bununu seviyorum. Kimse ile konuşmak zorunda olmamayı, oturup köşemde etrafa bakmayı, birşeyler okumayı, birşeyler yazmayı ama istemedikçe kimse ile konuşmak zorunda olmamayı seviyorum.