10 Şubat 2010 Çarşamba

Hafif...im

Gece 03.30 da yattım sabah saat 8.00 de kalktım; kar yağmadı, yollar kapanmadı, crown gitti, ben bütün gün rossi ve lisa ile 4 saatlik işi 10 saate yaydım. Yaymak istediğimden değildi tabii ama bu artık bir klişe yazmak bile sıkıcı...
Bir yandan rossi, diğer yandan ihsan bütün enerjimi emdiklerini anlamış olacak ki, çıkmadan önce bir kadeh şarapda ısrar ettiler...Ehh ok dedim; arkasından sushi dedi rossi, peki dedim, beyaz şarap olsun dedi, nasılsa oscar kapıda seni mi kıracağım dedim, yemek sonrası sambucası, grappası derken, yorgun gerçekten yorgun bir günün sonunda iyice bir rahatladım, neredeyse kafayı buldum, iyi oldu...!

9 Şubat 2010 Salı

Eve Dönüşte Süpriz...



Sabah palazzi ve michi'ye de anlatıktan sonra değişiklikleri, yenilikleri, öğlen yemeği sonrası, görmeden ve görünmeden Milano'ya oradan da ertesi günü artık dönecek olan crown'a doğru çıktık yola. Iki gündür ayrı ayrı şehirlerde olduğumuzdan görüşemediysek de konuştuk telefonda defalarca tiger ile ama ikimizin de aklına ne zaman döneceğini sormak gelmediğinden, en son havaalanı yolunda aradığında beni aynı uçakta olacağımızı anladığımızda ikimizde çığlıklar attık, zira hep sevmişimdir onunla seyahat etmeyi, iş dışında birlikte vakit geçmeyi, ondan bundan sohbet etmeyi. Eğlencelidir. içtendir, uyumludur.

Çok şahane bir süpriz, çok keyifli bir eve dönüş yolculuğu oldu...Istanbul'a vardığım da ise direk crown'a uğrayıp sıkı sıkı sarıldım yolculuk öncesi. Hiç gidesi yok biliyorum, benim de bir gönderesim yok ama 3 hafta diye başlayan tatil 7 haftaya uzadı ve artık eve dönme zamanı malesef...

Istanbul'da ayrıldığımda da lapa lapa kar yağıyordu, geldikten bir iki saat sonrada aynı şekilde yağmaya başladı. Yarına kadar sürse, sıcak evlerimizde mahsur kalsak, crown gitmese, ben rossi ile sabahın köründen gecenin yarısına kadar dolaşmasam ne güzel olurdu aslında....

7 Şubat 2010 Pazar

Veneto - Emiglia Romagna - Liguria



Çarşamba-Cuma ; yağışsız ama soğuk hava, hafif güneşli ama yine soğuk hava, deli gibi sağnak yağmur, tipi şeklinde yağan kar, yumuşacık bahardan kalma güneşli, ılık hava...3 gün, 3 bölge, 9 şehir, 7 toplantı...
rossi, zanardi, mattarollo, l.bordin, uga, vanzetti, camellini ....veee buradaki eve dönüşte tabii ki amour ve yine uga.

Yapacak çok iş ve havaya sokacak yeni bir ekip varken Istanbul'da, rossi'nin ısrarı kapris bazlı olsa da kalkıp geldim ama ne iyi etmişim. Iki saatlik bir toplantı için o kadar yolu yapmak battığından son zamanlarda, biraz abartsam da deli gibi dolaşmaya karar vermekle ne iyi etmişim. Bu sefer Mauro'ya gerek yok deyip, ilk gün ulaşımım ile ilgili rossi ile mattarollo super jestler de bulunsalar bile, Mauro'suz olmazmış bu is diyerek çağırarak onu ne iyi etmişim. Bana özgürlük hissi verse bile kafama göre dolaşmak, d.p.s'i dinleyerek bu sakin adamı içimize alarak ne iyi etmişim.
Yıllardır, arada bir canımı sıktıklarında, fazla yüz verdim galiba ben bunlara diye düşünsdüğüm zamanlarda bile yöntemimi değiştirmeyerek, sabrın kollarına sığınarak ne iyi etmişim.
Eski rakip, yeni müşteri olunca, bir kere daha anladım ki onlara karşı hep mesafeli ama sakin durarak, kimin ne kadar iş yaptığı ile ilgilenmeyerek ve hırslanmayarak ne iyi etmişim. İyi ki hisselerimi dinlemişim, iyi ki kapıları hiç çarparak çıkmamışım, iyi ki numaralara takılmayıp herkese aynı özeni göstermişim...

Profesyonel hayatımın başladığı am 10 senedir hiç gitmediğim, şehrin sınırına gelmeden bir adet bile yol indikasyonu bulunmayan Trabaseleghe'den geçerken, geçmişte yolculuk yaptım adeta. Koca bir alişveriş merkezi ve devasa bir grafik şirketi dışında, son 10 sene içinde hiçbirşey değişmemişti ama ben aynı den değildim. Şehir merkezindeki kaldığım otel ( albergi centrale - tek otel ), alışveriş yaptığım outlet, içinde saatlerimi geçirdiğim kitapçı-kirtasiyeci, restaurantlar şaşırtıcı şekilde aynı idi. Yine outlete girdim, yine kitapçıda zaman geçirmeye çalıştım ama artık herşeyin gani gani bulunduğu şehrimden dolayı aynı tadı alamadım. Ama bol bol eskiyi düşündüm, orada olmaktan keyif aldım.

Mevsimden mevsime atlaya zıplaya şehir değiştirip, bu seyahatte elimden hiç düşmeyen blackberry ile tüm işleri hallettikten, super toplantılar yaptıktan sonra haftasonu için Rapallo'ya, tiger'ın deyimi ile eve geldim.

Ve bu haftasonu amour'a aitti; ne istediğini bilmeyen, şımarık bir sevgili daha davamız vardı. Battaniyelere sarınılarak otursakta , amour'un sıcacık evinde saatler geçirdik super donatılmış masa etrafında. O anlattı ben dinledim, o hiddetlendi ben sakinleştirdim, o sustu ben ikna etmeye çalıştım. Uzun zamandan sonra ilk defa ben değildim konu ve o kadar yaşamak istediğim birşeyin içindeydi ki her hiddetlendiğinde deli bir karar verecek diye konuştum da konuştum. Bazen içinde boğulduğumuzda sorunların, ne kadar saçma ve anlamsız şeylere taktığımızı dışardakiler kadar göremiyoruz, bazen yutsak yada yutmuş gibi görünsek de hoşumuza gitmeyenleri olmadık zamanlarda kusuveriyoruz üstümüzü başımızı ve karşımızdakini kirleterek, bazen ne uğrunadır bilmem incir çekirdeğini doldurmayacak bir sebep yüzünden elimizdekinin değerini göremez hale geliyoruz. Hiç karşı taraftan bakamıyoruz, empati yapamıyoruz, hep ben olsam ben olsam diyoruz ama kimsenin sen ile aynı olmadığını kabul edemiyoruz.  Çırılçıplak soyunuveriyoruz önlerinde, kalbimizi açıyoruz en derin noktasına kadar, en büyük sırlarımızı, korkularımızı, hayallerimizi paylaşıyoruz ama niye ise gururu bir kenara hiç bırakamıyoruz. Herşeyi ve herkesi bir kenara bırakabiliyoruz da bu lanet gururu çıplak bedenimizi koruyan tek kalkan olarak düşünüyoruz. Yersiz gururun bir anlamı yok aslında, dünyaya meydan okuyoruz, onun karşısında başın herzaman dik durmasa ne olur diye düşünemiyorz.

Iki dolu gün dönüp dolaşıp bunları konuşarak, yeyip içip gezerek, mis gibi insanın içini ısıtan bahardan kalma günlerin tadını çıkararak geçti. Arada çok görmek istediğim film Baciami Ancora'da seyredildi, ilki kadar olmasa da beğenildi...

Şimdi eve dönme zamanı; sabah şirkete uğrayacağım, onu görür müyüm görmez miyim bilmiyorum ama gerçekten tıpkı yola çıktığım gibi beklentisizim. Ilk defa buradayım ve acaba bir yerden karşıma çıkar mı diye gözlerim onu aramıyor. Iyileşiyorum galiba....

6 Şubat 2010 Cumartesi

RAPALLO


Sabah uga ve amour ile castello'da müthiş bir kahvaltı yaptıktan sonra, hepimiz bir iki saat kendi işlerimizi halledip tekrar buluşmak üzere ayrıldık. Benim aklımda otele dönüp, biraz yazmak vardı ama dışarda öylesine muhteşem bir hava var ki, bahardan farkı yok...Kendini esirgemeyen güneş, taptaze kokan deniz ve yumuşacık bir hava yazma isteğimin önüne geçti. Şimdi yeniden kendimi dışarı atıyorum; içeriye kapanılmayacak kadar güzel ve enerjisi yüksek birgün; karnavaldan dolayı kostümleri ile dolaşarak yüzünü gülümseten bir sürü çocuk, evet yaa ben burayı çok seviyorum dedirten bir hava, hayat var dışarıda bugün. Kafamın içinde fon müziği olarak you got the love' ı duyduğun günlerden biri var...



Yazarım, yorgunluktan bayılmazsam dönüşte yazarım...

3 Şubat 2010 Çarşamba

Gitmeden Hemen Once ≠ 5



Daha haftanın ortasındayız ama bu hafta devamlı bir hazırsızlık yakalanıyorum; hiç hesapta kitap da yokken, rossi'nin kapris ile ısrar arası söylenmeleri yüzünden, bütün programları değiştirip, dışarda ki kara, Istanbul'daki eloanora'ya rağmen yine gidiyorum.
Dün gece herhalde bu havada uçak kalkmaz dedim, herhalde ana yollar açık bile olsa benim tepelerime araba girmez dedim, herhalde ben bugün gidemem dedim ama herşey düşündüğümün aksine super normaldi. Şimdi ben yine uçak bekliyorum ama uykum var ve Mauro'suz uzun 3 gün de beni bekliyor.

Neyse gidelim bakalım, gönüller olsun, Veneto da aradan çıksın; hem amour'un da canı sıkkın, haftasonunu da onunla geçirelim, Baciami Ancora'yı seyredelim...

Geçen hafta Ultimo Bacio'nun devamı Baciami Ancora, benim döndüğüm günün ertesi günü vizyona girdiğinde o kadar çok üzülmüştüm ki göremediğime, şimdi keşke başka birşey isteseymişim diyorum:)

Buarada böyle beklentisiz, heyecansız italya'ya gitmek ne şahaneymiş, resmen unutmuşum...

The SEA is my LanD


2 fincan, bir dakika,mr.italy;
mah e' finito un capitolo, voltiamo la pagina...

Mahh io ti do 2 mesi,solo 2 corti mesi...

2 Şubat 2010 Salı

Cok Calismam Lazim..SON!


Yeni yepyeni bir ofis ile yeni sezona başlamak zamanıdır derken, bu kadar yenisini kastetmemiş de olsam, milad olarak koyduğum birgün olarak gayet iyi bir gündü...
Son dakikaya kadar zamanını kullanmaya karar veren rey'in, son dakika açıklaması, birkaç haftadır kafamda kurduğum organizasyonu son bir kere daha altüst etse de sonunda yine de en mantıklı çözümü bulduk gibime geliyor. Sonuç insanıyım ben ve görünen o ki olacak, bu sistem ile herşey iyi olacak, enerjiler yüksek, istekli ve heyecanlı bir grup karşımda; böylesi ile herşey yapılır...

Ofisteki toplantı, arkasından sciole', arkasından t-la-bar ve arkasından yeniden sciole' ile yemek derken gün bitti...Çok Çalışmam Lazım baki ama burada ki kullandığım hali ile bu da bitti, bir check daha hayata...