rey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Şubat 2010 Salı
Cok Calismam Lazim..SON!
Yeni yepyeni bir ofis ile yeni sezona başlamak zamanıdır derken, bu kadar yenisini kastetmemiş de olsam, milad olarak koyduğum birgün olarak gayet iyi bir gündü...
Son dakikaya kadar zamanını kullanmaya karar veren rey'in, son dakika açıklaması, birkaç haftadır kafamda kurduğum organizasyonu son bir kere daha altüst etse de sonunda yine de en mantıklı çözümü bulduk gibime geliyor. Sonuç insanıyım ben ve görünen o ki olacak, bu sistem ile herşey iyi olacak, enerjiler yüksek, istekli ve heyecanlı bir grup karşımda; böylesi ile herşey yapılır...
Ofisteki toplantı, arkasından sciole', arkasından t-la-bar ve arkasından yeniden sciole' ile yemek derken gün bitti...Çok Çalışmam Lazım baki ama burada ki kullandığım hali ile bu da bitti, bir check daha hayata...
15 Ocak 2010 Cuma
Rüyada Kirpi
Kocaman, bembeyaz bir salon; yine yerlere kadar inen büyük bir pencere ve önünde alabildiğine deniz, belki de okyanus, zira ev tam sahil evlerine benziyor.
Neyse salonda dolanırken birden küçücük, vizon rengi bir kirpi gözüme çarpıyor, eğilip yerden alıyorum korkarak. Ilk defa bir kirpiye dokunuyorum, korkuyorum batacak iğneleri diye ama batmıyor, yumuşacık. Kendimden olabildiğince uzak tutmaya çalışıyorum, kesin kokusu kötüdür diye ama öyle güzel kokuyor ki, parfüm gibi.
Bahçeye çıkıp, yere yani onu özgür bırakıyorum, sonra oturup şezlongun üzerine şimdi kim olduğunu hatırlamadığımla sohbet ederken, birden kirpinin bacağıma dolandığını daha doğrusu yapıştığını hissediyorum. Önce, kokusu ve dokusu güzel bu minik beni rahatsız etmiyor ama birden ona bakamayacağımı ve bunun normal olmadığını düşünüp insin diye bacağımı sallamaya başlıyorum ama inatçı inmiyor. Arkadaşım eli ile almaya çalışıyor ama başaramıyor, yapışıyor sıkıca.
Birden " kirpi rüyama geri döndüm, aynı onda ki gibi" diyorum ama hemen sonra " ben hiç kirpi rüyası görmedim ki, sadece o bana kirpiye döndüğünü söylemişti" diyorum...
Hoop hooop sonra bir sürü hızla iç içe girmiş sahnelerin içerisindeyim. Eski mahalleden geçerken 30 yıllık evliliklerini süpriz bir anda bitiren cücü'nün annesi ve babasını, hala annenin oturduğu evin balkonunda görüp, önce seviniyorum 10 seneden sonra yeniden barışmışlar diye ama tam balkonun önünden geçerken annenin kızgın ve asık suratını farkettiğimde barışmadıklarını anlıyorum.
Hoop hoopp çocukluğumuzun sarayı s.s' deyiz hepimiz. Madame marika yelkenlere takmış, küçük bir yelkenli almış rüzgar gülü olarak adlandırıyor. " Bahçeye koysana orada rüzgar vardır" diyorum, " yok uçar bu orada, burada olması daha iyi diyor" naifçe.
Babam elinde şemsiye gibi açılan enteresan bir çanta ile karşımda, büzüşük istedi diyor. 8 yaşındaki çocuğa 300 tl'lik çantayı aldığını duyunca "çıldırdın mı sen ?" diyorum, çocukluğumuzda da ne istersek alan adam yine aynı " ne yapalım" ifadesi ile gülüyor.
D.p.s. hamile hali ile penceresiz bir odaya kapanmış çalışıyor; " burası senin ofisin mi?" diye soruyorum, "yok canım ne ofisi, geçici birşey bu, sıkıldım zaten buradan, niye ben burdayım ki" diyor.
Rey beni evimden arıyor, bırakması gereken şeyleri bıraktığını haber vermek için, sormak gelmiyor içimden ama sonra soruyorum hemen gidecek misin diye, " yok bu gece burada kalacağım" diyor, rahatlıyorum.
Uyanır uyanmaz açıp anlamına bakıyorum kirpinin; yeni ve güzel bir dönemi işaret ediyor.
Rey'in "yok burada kalacağım" cevabının da zaten kendim ne demek olduğunu biliyorum.
11 Kasım 2009 Çarşamba
Sahane birgun bugun...
Birgun sonra neye uyanacagini bilmiyorsun, bilme ihtimalin yok..Hayati bu kadar anlasilmaz ve suprizlerle dolu kilan da bu herhalde...Guzel ama..Birgun once hayatinin en guzel anini yasarkenki umut dolu, herseyi yapabilme gucu bir anda altust olabiliyor, kendini kucucuk, bocek gibi hissediyorsun. Yada pes pese gelen zorluklar sonunda oyle birsey oluyor ki hersey tos pembe olabiliyor; sanki uzulen, yikilan, lanet eden sen degilmissin gibi...Guzel ama, oldurmeyen zorluk guclendiriyor..
Sahane birgun bugun...Uzuntuler gibi mutluluklar da ardi ardina gelir, farketmeseniz de...
Sara, bilinci su gibi berrak bir sekilde uyandi bugun. Gencti, gucluydu, hayat doluydu ama uyanip uyanmayacagi belli degildi. Uyansa bile kalici etkileri belli degildi. Ama o uyandi ve cok da guzel uyandi...Tanri ona ve sevdiklerine bir kere daha kendini gosterdi ve uyandirdi...Mutlu etti hepimizi, korku ve caresizlik cokmus kalplerimize su serpti, bir kere daha yuzumuze guldu. Uzerinde dusunecek bir sey daha verdi, bundan ders cikarmak isteyenlere.
Sahane birgun bugun...En cok sevdiklerim, kendilerinin de ne cok sevdiklerini bir kere daha gosterdiler. Sadece kendilerini dusunmediler; demistim ya "bende actiklari yaralari gormuyorlar mi" diye, gorduklerini gosterdiler. Kizginliklarini, kirginliklarini bir kenara birakip ellerinden geleni ardina koymadilar. Sevgilerindeki samimiyeti, derinligi gosterdiler. Minnet duygusunu uyandirdilar..
Sahane birgun bugun...cumartesi ve simonpuor ile gecirilmis samimi bir gecenin arkasindan, bir "ciao..." mesaji ve arkasindan gelen sicacik mesajlar, yukaridaki fotografdaki yere tasidi...
"l'uomo tira uomo"...Aldigim mesajlarla isildiyan yuzumle dolasirken Reasurans pasajinda, cipcip ile karsilastim onca aydan sonra ilk defa. Guzeldi, samimiydi, ayikti, benim tanidigim adamdi. Ben rahattim, o rahatti.
Soyleyecek cok sey yok, yarin neye uyanacagimiz belli degil, hala cok cok calismam gerekse de bugun cok sahane bir gundu!
Sahane birgun bugun...Uzuntuler gibi mutluluklar da ardi ardina gelir, farketmeseniz de...
Sara, bilinci su gibi berrak bir sekilde uyandi bugun. Gencti, gucluydu, hayat doluydu ama uyanip uyanmayacagi belli degildi. Uyansa bile kalici etkileri belli degildi. Ama o uyandi ve cok da guzel uyandi...Tanri ona ve sevdiklerine bir kere daha kendini gosterdi ve uyandirdi...Mutlu etti hepimizi, korku ve caresizlik cokmus kalplerimize su serpti, bir kere daha yuzumuze guldu. Uzerinde dusunecek bir sey daha verdi, bundan ders cikarmak isteyenlere.
Sahane birgun bugun...En cok sevdiklerim, kendilerinin de ne cok sevdiklerini bir kere daha gosterdiler. Sadece kendilerini dusunmediler; demistim ya "bende actiklari yaralari gormuyorlar mi" diye, gorduklerini gosterdiler. Kizginliklarini, kirginliklarini bir kenara birakip ellerinden geleni ardina koymadilar. Sevgilerindeki samimiyeti, derinligi gosterdiler. Minnet duygusunu uyandirdilar..
Sahane birgun bugun...cumartesi ve simonpuor ile gecirilmis samimi bir gecenin arkasindan, bir "ciao..." mesaji ve arkasindan gelen sicacik mesajlar, yukaridaki fotografdaki yere tasidi...
"l'uomo tira uomo"...Aldigim mesajlarla isildiyan yuzumle dolasirken Reasurans pasajinda, cipcip ile karsilastim onca aydan sonra ilk defa. Guzeldi, samimiydi, ayikti, benim tanidigim adamdi. Ben rahattim, o rahatti.
Soyleyecek cok sey yok, yarin neye uyanacagimiz belli degil, hala cok cok calismam gerekse de bugun cok sahane bir gundu!
8 Kasım 2009 Pazar
Kanatlanip Ucsam Olmaz mi?
Simdi ben bir kusum, su yukardaki gibi, kucuk ama rengarenk. Dogal ortamimda, yasayabilecegim en guzel yerdeyim, agaclar benim ,ucsuz gokyuzu benim.
Kucuk kanatlarimin beni tasiyabilecegi en uzak yerlere ucuyorum hic durmadan, ozgurce; duruyorum, bakiyorum, aliyorum hosuma gidenleri. Benim gibileri ariyorum her yerde, buluyorum da, daha cok ogreniyorum, daha baska gozlerle bakiyorum herkese, herseye.
En yakin arkadaslarim Martilar, en cok "deniz" i olan sehirleri seviyorum ya, en cok onlarla tanisiyorum. Sonra leylekleri seviyorum, benim gibi sicagi seviyor, dunyayi dolasiyor ve ugur getiriyorlar. En anlasamadigim ise kargalar, kindarlar cunku hic unutmuyorlar, acilarini dindirmek icin acimasiz oluyorlar, korkutuyorlar.
Ucuyorum ozgurce, istesem kondugum her yerde yasarim aslinda ama donup dolasip buraya, evime donuyorum. Burada agaclar daha yesil yada gokyuzu daha mavi degil ama sevdiklerim burada, onlara donuyorum.
Donuyorum ve tipki yukaridaki gibi konup pencerenin disindan bakiyorum iceriye; en kiymetlilerim birbirini yaraliyor en derinden, anlamsizca... En sevdigim beni uzuyor, bencilce...Bir digeri, canimin ici sevgilisini sarsiyor, en beklenmedik sekilde...Isini adam gibi yapmayan biri yuzunden biri uyutuluyor, komaya sokuluyor, sorumsuzca.
Suclu yok, sucsuz yok.
Kanatlarimi acip ucsam, uzaklassam olmaz mi? Ama tipki onun gibi gagam o kadar buyuk ki sokuyorum herseye; duzeltmek, durdurmak istiyorum herseyi. Zaten ben sokmasam, yakalayip biri kanadimdan iceri cekiyor beni; konusuyorum, anlatiyorum, uzuluyorum, uzuyorum ama bir ise yaramiyor. Anlamiyorlar, dinlemiyorlar, kontrol edemiyorlar. Bir sonraki gunun garantisi olmadigini, aciktiklari yaralarin kapanmama ihtimali oldugunu algilayamiyorlar. Uzuluyorlar hem de deli gibi ama bir adim atmayi basaramiyorlar, kabuklarina cekiliyorlar sanki bir faydasi olacakmis gibi.
Ucsam gitsem hersey daha kolay olur biliyorum ama gidemiyorum, icim aciyor gorduklerim karsisinda, ister istemez icine cekiliyorum, uzuluyorum, kiziyorum, elim kolum baglaniyor birsey yapamiyorum ama ucu sonunda yine bana dokunuyor. Sakin durmam, arayi bulmam, cozum yaratmam gerekiyor da bende actiklari yaralari goremiyorlar mi?
Ahh Sara'cim, butun kalbim ve dualarim seninle tatlim. Huznume huzun kattin. Ama biliyorum biraz uyuyacaksin, biraz ruyalar aleminde dolanip, cok degil birkac gun sonra yeniden aramizda olacaksin. Kanatlarimi cirparsam hizli hizli belki actiginda gozlerini, basucunda olabilirim.
Etiketler:
anotherstar,
d.p.s,
i.k.d,
other life's people,
rey
26 Ekim 2009 Pazartesi
En Kıymetli Emanetim

1980'lerin başı, Toprak Hasreti , karısına sırılsıklam aşık papi, dünyadan habersiz, o zamankileri en yakın arkadaşları sanan 4 kız çocuğu...
Bizler büyüyüp de bahsettirdiğimizde o günlerden, toprak hasreti olarak tanımlardı buraya olan özlemini; "o kadar güçlü bir duygudur ki toprak hasreti, burnundan kokusu hiç gitmez" derdi ve o kadar büyümüştü ki son zamanlarında, papi kıyamamış, 40 küsur yaşında 24 ay askerlik pahasına toplayıp tası tarağı, toprağına, ailesine, evine kavuşturmuştu karısını.
Çok güzel bir hikayedir onlarınki, bir gün oturup yazmak lazım.
Çok güzel bir adamdı papi, bir gün oturup uzun uzun anlatmak lazım.
Velhasıl onların gelişinden 4-5 sene sonradır tam olarak biraraya gelmemiz.
Ortaokul 1.ci sınıfta, Salvatorina ile geçirilmiş çok zorlu bir seneden sonra aramıza katılıp, hepimizden çok daha iyi italyanca konuşan bu mavi gözlü, sarışın kıza, yaşın ve ortamın sunduğu doğal hasetlik durumu ile başlangıçta birazcık kıl olsam da, hemen ertesi sene, hiç bitmeyecek bir arkadaşlığın başladığını biliyordum. Bunu biliyordum tabii ama i.k.d'nin beraberinde hayatımdaki en önemli diğer ikisini de getirdiğini bilmiyordum doğal olarak...
İ.k.d'nin hediyesi, Cemile'nin emanetidir rey bana.
7 gün 24 saat birlikte vakit geçirip, sıkılmadığım insandır rey, konuşmadan, kendimi zorlamadan vakit geçirdiğimdir. Bazen yaptığımız uzun yolculuklarda sessizliğinde huzur bulduğumdur.
Herşeyimi ama herşeyi, sansürsüz bilendir.
Beni olduğumu gibi kabul eden, kendisini olduğu gibi kabul ettiğimdir.
Gönlü, kalbi, aklı açık, yüce olandır.
Yıllar içerisinde en çok değişendir o. Benim gibi yılların kendisine iyi davrandıklarındandır. Yaşadıklarını özümseyen, hep ileri gidenlerdendir.
En çok güldürdüğüm, en çok güldüğüm, omuzlarında en çok ağladığımdır.
Canım, can dostum, sağ kolum, kıymetlim, benden küçük 3.cü kız kardeşim, annemin 4.cü kızıdır.
Biliyordu, toprağı bol olsun cemile de biliyordu böyle olduğunu ve işte belki de bu yüzden, aramızdan ansızın ayrılmasından hemen önce, yolcularken bizi bir yerlere, sımsıkı sarılıp boynuma " kızım sana emanet, ona çok iyi bak " demişti...
Unuttum tabii cemile'cim böyle söylediğini, hatırlayamadım hemen...Senden 2 sene sonraydı sanırım, sesinin yeniden kulaklarımda çınlaması ve bedenimin sarsılması...Ama için rahat olsun kuzucum, ne öncesinde ne de sonrasında hiç ihanet etmedim ben o emanete. İçin rahat olsun cemile'cim biz hep beraberiz ve emanetin emin ellerde bir tanem....
Dogumgunun kutlu olsun rey'cim.....
19 Ekim 2009 Pazartesi
Çıtır Çerez Yok
Ben de az değilim, zorluyorum son zamanlarda herşeyi ve herkesi. En çok da kendime yükleniyorum. Biraz kendine dönme, biraz çıtır çerezden uzak durma ve sadece gerçeklerle vakit geçirme durumuna diyecek birşey yok, iyi yapıyorum yapmasına da bazen inanarak söylediğim şeylerin arkasından tam tersi şeyler hissediyorum. İkisi de samimi, ikisi de gerçek ama zorda bırakıyor işte çevreyi ama en çok da beni...
Bu haftasonu, tam olarak bu duygularla başladı. Onun için de sadece ennnn yakınlara yer vardı bu haftasonu hayatımda, "they always will be" ekibi..i.k.d, sport guy, rey, zey, 4129...
Hani hep diyorum ya " ben şanslı bir insanım" diye, bana bu tanımlamayı yaptıran sebeplerdendir onlar.
% 100 kendin gibi olduğun ve % 100 güvende hissettiğin sıcacık bir alan.
Cuma gecesi son dakika gitmekten vazgeçtiğim doğum günü partisinin yarattığı sıkıntıdan, hala devam eden mevsim değişikliği miskinliğinden ve son zamanlarda kayda değer bir değişiklik olmamasından hayatta, canım sıkkındı.
Ama onlarla biraraya gelmek, 4129'un alkol dozu her daim yüksek kaçmış içkileri ile kafayı bulmak, daldan dala atlayarak sohbet etmek, çok özlediğim diip ile oynamak ve bol kahkaha atmak yapabileceğim en güzel şeydi, öyle de yaptımm.
Geconti rüyası yüzünden, başladığı duygular ile bittiyse de haftasonu, ortası çok şahane, çok gerçek ve çok samimiydi..
4 Ekim 2009 Pazar
SALVATORINA " küçük kurtarıcı "
Fon müzikleri ile İstiklal Cad, Tanrı'nın en güzel evlerinden St.Antuan kilisesi,Andreas Stailer'in parmaklarından Bach, they always will be friends rey & i.k.d ve bitmiş bir cumartesi ...
Enerjisi düşük bir akşam ; fazla kendinden bahsetmemek ve karşıdakinin anlattıklarını dinleyerek geçirmek.Hep aynı konular anlatılsa da, söylenilmesi gerekenler çok defalar söylenilmiş olsa da,bir türlü çözüme ulaşılmamış olma durumu karşısında sadece dinlemek ve onun içini dökmesine izin vermek. Ama içten içe bunun bile bir ilerleme olduğunu kabul etmek. Ve karşındakinin takındığın posizyonun farkında olduğunu ve taktir ettiğini anlamak,huzur duymak.
Enerjisi düşük bir akşam ; fazla kendinden bahsetmemek ve karşıdakinin anlattıklarını dinleyerek geçirmek.Hep aynı konular anlatılsa da, söylenilmesi gerekenler çok defalar söylenilmiş olsa da,bir türlü çözüme ulaşılmamış olma durumu karşısında sadece dinlemek ve onun içini dökmesine izin vermek. Ama içten içe bunun bile bir ilerleme olduğunu kabul etmek. Ve karşındakinin takındığın posizyonun farkında olduğunu ve taktir ettiğini anlamak,huzur duymak.
Enerjisi düşük bir gün bugün ; sebebi ise tam belli değil. Bir gece önceki d.p.s olabilir, öğlen ki tatsız hastahane haber olabilir yada i.k.d yi beklerken balkonda gördüğüm cipcip olabilir.
Evet cipcip i gördüm bugün...Arkadaşları vardı. Dışardaki taxide ona doğru bakan benden habersiz, evin içinde her zamanki ağırlığında hareket ediyor, girip çıkıyordu.
Bu cipcip de bir garip meseledir...
Kısacık bir ömrü olmuş bir adamın, böylesine iz bırakması gariptir.
Kurtarılmak gibi bir isteği veya derdi olmayan bir adamın, ısrarcı kurtarıcısı olma rolünü almak gibi birşey var sanki altında.
Şu andakinden çok daha iyisini hakettiğini farkettirme çabası..
Üstelik karşılığında ne beklediğini bilmemek.
O yumuşacık ve iyi adamın kendi değerinin farkına varması ve bir hayalet peşinde kendini ziyan etmesini engelemek dışında, bir karşılık beklentisi de yok aslında,
St.Antuan,Isa ikonları, Bach ; sessiz, sakin, bir türlü seni içine çekemeyen bir konser.Birşeyler eksik,ruh eksik, volume eksik....
Halbuki dışarda, Istiklal Caddesinde hiçbir eksik yok,aksine fazlalıklar var.
Çok çok çok fazla insan var. Karınca sürüsü gibi devamlı, aşağı yukarı hareket eden bir sürü insan.
Lise yıllarımdan beri, İstiklal'in sevmediğim hali.
Ama bu sevilmeyen halde bile seni mutlu edecek rastlantılar olur bazen.O binlerce yabancı yüzün arasından,bir tanıdık sima, bir Salvatorina fırlar.
Hiç ama hiç değişmeyen, ben hiç ölmeyeceğim diyen, fil gibi hafızası ile 20 sene sonra bile sana adın ve soyadınla hitap eden Salvatorina.
Şimdide ki tek fark, sana karşı tatlı, yumuşak ve sevgi dolu olması.Sanki en eski arkadaşınmış gibi içten davranması...Hep sevgiyle hatırlanan o yılların, neden öyle hatırlandığını gösteren bir işaret O.
"Ben sonsuza kadar yaşacağım " diyor.
"Ben de sonsuza yaşamak istiyorum" ve " bulduysan sihrini ver " diyorum..Gülüyor ve "buldum" diyor.
Hayatının 40 yılını bu topraklarda, kocaman şehrin tam göbeğinde ama küçüçük bir dünya içerisinde geçiren, kendini Türk çocuklarına adayan, başka diyarlarda ikinci bir hayatım olmasını sağlayan " dili " bana öğreten ve sonsuza dek yaşamak isteyen bu kadına Tanrıdan uzun uzun ve güzel bir hayat diliyorum.
Cipcip üzerinde ki kurtarıcı misyonu konuşmalarının arkasından, rahibe olduğunda kendisine Salvatorina yani " küçük kurtarıcı " adını seçen bu sert görünümlü tatlı kadın ile karşılaşmamı ise çok manidar buluyorum....
Sonsuza kadar yaşamak isteyen " Küçük Kurtarıcı " ve onun belki de " Kurtarıcı " olma hayali peşinde koşan, eski öğrencisi BEN...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





