funny guy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
funny guy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2009 Perşembe

İyi, çok güzel..



Güzel haberler günü...

- Son dakikada ortaya çıkan bypass ameliyatı başarı ile tamamlandı.5 tıkanık damardan, 2 si değişirildi,3 ü açıldı...çok şükür.
- Ankara'dan Bodrum'a yeşil ışık,çok şahane..
- Rossi'den süpriz arttırım, müthiş..
- Doğumgünü çocuğu,hastaneden çıkıp evine döndü..ohh be..
- D.p.s gribi kazasız belasız atlattı..yine çok şükür...o bir doğuracak bu gidiş ile ben dokuz !
- L.buddha Japonya seyahatinden döndü,çok da mutlu olarak...ne güzel
- Bir türlü çözümlenemeyen olayın tarafları arasında buzlar sanki erimeye başladı..hadi bakalım


Ben miskinim, hem de çok miskin ve eve dönüpte düşününce, birden günün ne kadar güzel olduğunu kaçırdığımı farkettim..Bu mevsim geçişi midir nedir, artık bir geçip gitse iyi olacak...


4 Ekim 2009 Pazar

Mikrop

Buralardan binlerce kilometre uzaklarda, "küçücük" bir virüs bir kalp kapakçığına yapışıveriyor.
Adı üzerinde işte, mikrop,lanet bir şey, öyle bir tutunuveriyor ki o kalbe,buralara kadar geliyor. Hem de kendisi küçücük olmasına rağmen peşine taktığı "kocamanlar" ile birlikte.

Kocaman bir kaybetme korkusu...Yoğun bakım ünitesi, kalp krizi riski , herşey iyi gitse bile bir maraza bırakma olasılığı ,külliyen kocaman bir korku.
Korku herkesin içine düşüyor tabii ama en çok da hayatta biricik oğlundan başka hiçkimsesi olmayan annenin yüreğine elbet. Ama seveni çok oğlunun. Telefonlar susmayıp, hiç yalnız kalmasa da kocaman korkularla, karanlık ve iç karartıcı geceyi geçiriyor. Herhalde bir çoğumuz da benzer duygularla uykuya dalıyoruz. Bu şeytan tüylü,en çok güldüren ama bazen de en çok kızdıran çocuğa bir şey olma ihtimali gece boyunca içimizi sıkıyor.

Neyse ki sabahın ilk saatlerinde gelen güzel haber,herkese bir oh çektiriyor.Yoğun bakım ünitesinden çıkışında hastahaneye koşuşturuluyor ve o, her zaman ki hali ile karşıma çıkıyor, bir kere daha ohh dedirtiyor.

Beni ben yapan bazı prensiplerimle çelişiyormuş gibi görünse de , hayatta ne zaman ne olacağı gerçekten belli değil; onun için çok kızmamak, çok takmamak lazım hiçbirşeye ve kimseye !

... "Yaradılanı severiz , yaradandan ötürü "  ... 

Herkesi olduğu gibi kabul edip yargılamamak, olayları kişiselleştirip kızmamak..Yemin ederim yakında ericem biliyorum...ve oralardan burası nasıl gözüküyor acaba merakımı gidereceğim :)

Sakin ama huzurlu bir pazar günüydü !



SALVATORINA " küçük kurtarıcı "

Fon müzikleri ile İstiklal Cad, Tanrı'nın en güzel evlerinden St.Antuan kilisesi,Andreas Stailer'in parmaklarından Bach, they always will be friends rey & i.k.d ve bitmiş bir cumartesi ...


Enerjisi düşük bir akşam ; fazla kendinden bahsetmemek ve karşıdakinin anlattıklarını dinleyerek geçirmek.Hep aynı konular anlatılsa da, söylenilmesi gerekenler çok defalar söylenilmiş olsa da,bir türlü çözüme ulaşılmamış olma durumu karşısında sadece dinlemek ve onun içini dökmesine izin vermek. Ama içten içe bunun bile bir ilerleme olduğunu kabul etmek. Ve karşındakinin takındığın posizyonun farkında olduğunu ve  taktir ettiğini anlamak,huzur duymak.


Enerjisi düşük bir gün bugün ; sebebi ise tam belli değil. Bir gece önceki d.p.s olabilir, öğlen ki tatsız hastahane haber olabilir yada i.k.d yi beklerken balkonda gördüğüm cipcip olabilir.


Evet cipcip i gördüm bugün...Arkadaşları vardı. Dışardaki taxide ona doğru bakan benden habersiz, evin içinde her zamanki ağırlığında hareket ediyor, girip çıkıyordu.
Bu cipcip de bir garip meseledir...
Kısacık bir ömrü olmuş bir adamın, böylesine iz bırakması gariptir.
Kurtarılmak gibi bir isteği veya derdi olmayan bir adamın, ısrarcı kurtarıcısı olma rolünü almak gibi birşey var sanki altında.
Şu andakinden çok daha iyisini hakettiğini farkettirme çabası..
Üstelik karşılığında ne beklediğini bilmemek.
O yumuşacık ve iyi adamın kendi değerinin farkına varması ve bir hayalet peşinde kendini ziyan etmesini engelemek dışında, bir karşılık beklentisi de yok aslında, 


St.Antuan,Isa ikonları, Bach ; sessiz, sakin, bir türlü seni içine çekemeyen bir konser.Birşeyler eksik,ruh eksik, volume eksik....
Halbuki dışarda, Istiklal Caddesinde hiçbir eksik yok,aksine fazlalıklar var.
Çok çok çok fazla insan var. Karınca sürüsü gibi devamlı, aşağı yukarı hareket eden bir sürü insan.
Lise yıllarımdan beri, İstiklal'in sevmediğim hali.
Ama bu sevilmeyen halde bile seni mutlu edecek rastlantılar olur bazen.O binlerce yabancı yüzün arasından,bir tanıdık sima, bir Salvatorina fırlar.

Hiç ama hiç değişmeyen, ben hiç ölmeyeceğim diyen, fil gibi hafızası ile 20 sene sonra bile sana adın ve soyadınla hitap eden Salvatorina.
Şimdide ki tek fark, sana karşı tatlı, yumuşak ve sevgi dolu olması.Sanki en eski arkadaşınmış gibi içten davranması...Hep sevgiyle hatırlanan o yılların, neden öyle hatırlandığını gösteren bir işaret O.
"Ben sonsuza kadar yaşacağım " diyor.
"Ben de sonsuza yaşamak istiyorum" ve " bulduysan sihrini ver " diyorum..Gülüyor ve "buldum" diyor.
Hayatının 40 yılını bu topraklarda, kocaman şehrin tam göbeğinde ama küçüçük bir dünya içerisinde geçiren, kendini Türk çocuklarına adayan, başka diyarlarda ikinci bir hayatım olmasını sağlayan " dili " bana öğreten ve sonsuza dek yaşamak isteyen bu kadına Tanrıdan uzun uzun ve güzel bir hayat diliyorum.


Cipcip üzerinde ki kurtarıcı misyonu konuşmalarının arkasından, rahibe olduğunda kendisine Salvatorina yani " küçük kurtarıcı " adını seçen bu sert görünümlü tatlı kadın ile karşılaşmamı ise çok manidar buluyorum....


Sonsuza kadar yaşamak isteyen " Küçük Kurtarıcı " ve onun belki de " Kurtarıcı " olma hayali peşinde koşan, eski öğrencisi BEN...