cipcip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cipcip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2010 Çarşamba

Six Degrees of Separation





Eskiler, gizli birşeyler konuştuklarında, duyulmasından korktuklarından "aman dikkat, yerin kulağı vardır" derlermiş ya, aslında yerin kulağı falan yok, sadece bilimsel olarak da araştırılmış dünya üzerinde ki herkesin herkes ile en fazla 5 kişi aracılığı ile bağlantısı var. Yani şimdi Kenya'nın bir köyünde birine bir mektup yazsam, o mektubun yerine ulaşmasını sağlayacak tanıdığımın tanıdığı en fazla topu topu 5 kişi var arada. Hal böyle olunca konuşurken dikkat etmek, kimin kimi tanıdığını bilmediğinden yerin kulağı vardır deyimine kulak vermek gerekiyor.

Bugün ex'lerden lost soul r. iş için aradığında ordan burdan konuşurken, cipcip'in hayaletinin, ümitsizce beklediğinin bizim mert'in de eski kız arkadaşı olduğunu ögrendiğimde, önce ahh şoktayımm dedim sonra da bu six degrees of separation'ı düşündüm.

Daha ilişkinin adının yeni yeni koyabildiğim tam o zamanda karşıma çıkarılan, başlangıçta çok takmasam da sonradan "ne oluyor yaaa" dedirten, eskilerle uğraşmak hiç huyum olmadığından, nedir necidir bilgilerini bile, nasıl birşeydir bu merakımdan ilişki sonrasında öğrendiğim hayalet, meğersem 15 senedir tanıdığım, evime, partilerime her daim kız arkadaşını da koluna takıp getiren mert'in kızarkadaşı çıktı. Öyle komik ki belki de ben, daha cipcip'in varlığından bile habersiz olduğum bir zamanda, ondan önce bu kız ile tanıştım, belki de bu kız bizim aramızda dolaştı. Gerçi r. ile kapattıktan sonra telefonu, facebookda baktım resimlerine, hiç tanıdık gelmedi ama son 3 senede arada bir hayatımıza giren insanları artık hafızam saklamıyor.

Bu arada kızın hikayesi her yerde aynı; yaşadığı trajik olay baş konu, arkasından sağlam psikopat yapıştırması ve çok hızlı yaşantısı.
O kadarını bilemem ama kız acayip güzel ve şaşırtıcı derecede kokoş (bizim tür kokoş) çıktı.
Her daim cipcip'in rock star serseri havası ile yarattığımız kontrastı, bir yandan gayet hoş bulurken, bir yandan da olduğumun dışına çıkmadığımdan, onun için sorun teşkil ediyor mudur acep düşüncelerimin ne boş olduğunu anladım, zira kız benim hayal ettiğimin çok dışında ( ağır rocker, sadece rock barlara gidip, öyle giyinen), benim gibi birşey çıktı. Aslında daha doğrusu, kızın kariyerini ve giyim tarzını düşününce, cipcip'in benim ile birlikte olmasının, düşündüğümun aksine onun için çok normal olduğu ortaya çıktı...

                               


17 Kasım 2009 Salı

O da Bekliyor...


Beni boylesine skiyor ve korkutuyor ya hep ayni rutinde yasamak, ayni insanlarla, ayni yerlere gidip ayni seyleri yapmak, gun boyu boyle yasayanlari dusundum, nasil yapabiliyorlar diye...Kisinin kendi elleri ile dunyasini daraltmasinin sebepleri ne olabilirdi acaba?
Belki yorulmuslardir dedim sil bastan yeniden herseyi yasamaktan; ama dur yaa daha yolun basindayiz, ne yasadik ki hemen yorulduk yeniliklerden,degisikliklerden?
Belki kendilerini guvende hissediyorlardir dedim; ama yarin kimin yaninda olacagi belli degil ki sonsuz guvende olasin, ustelik bu ozunde kendine guvensizlik degil midir?
Belki umursamiyorlardir yenikleri, baska dunyalari, belki tembeller en derinde dedim; o zaman koyalim saksi gibi bir koseye yada yatiralim bir senatoryuma olsun bitsin...Ilerlemeden, denemeden, deneyimlemeden, hep ayni yerde ayni seyleri yasayarak nereye kadar? Yok mudur bu dunyaya bir gelis sebebi? Heyecan nerede, cesaret nerede, risk almak, yapisip yere, yeniden dimdik ayaga kalkabildigini gormenin keyfi nerede?

Birininkinin sebebini buldum ama; O bekliyor...Uzerinden yillar da gecmis olsa, olurda geri donmek isterse birgun, eliyle koydugu gibi bulsun diye kendisini, hep ayni yerlerde, ayni sarkiyi dinleyerek bekliyor. Gelir mi bilemem, keske gelse ama bence gelmez, gelse de bence artik olmaz...

16 Kasım 2009 Pazartesi

03:03 u gordum, uyudum...


Cuma'dan pazara bol sohbetli, bol insanli, bol ickili ve hareketli bir haftasonu...Simardim ya artik iyice, herbirine ayak surterek gittim ama kabul etmek de fayda var, ben buyum...Ben ancak bu sekilde kendime geliyorum, baskalarindan besleniyorum; sevdiklerimle sohbet ederek, tanimadiklarima bakip ne yerler, ne icerler, ne giyinirler, ne dusunurler diye fikir yuruterek oturdugum yerden. Bazen gulup egleniyorum, eglendiriyorum bazen acimasiz oluyorum, ama iste bakarak, gozlemleyerek, dinleyerek ...

Brozzi'yi unutmus olmama ragmen, satmadim arkadasimi son dakika ve soz verdigim gibi cuma aksamini  anotherstar ile Sabahattin'de gecirdim. Mekan tabii ki tiklim tiklim doluydu, Sabahattin ve ogullari tabii ki bizi geri cevirmedi; dukkan onune hizla atilmis ve uzeri hizla donatilmis bir masada, hafif serin ama temiz bir havada yanibasimizda komur atesimiz ve ayagimizin dibinden hic ayrilmayan Sabish ile bol rakili, bol mezeli, bol dedikodulu uzun bir geceye biraktik kendimizi... Herzaman ki gibi herseydi konu; Atina'da ki dugunun detaylari en ince ayrintisina kadar alindi, yunanlilarin bizden daha az milliyetci ve daha ilimli olduklari sonucuna varildi, kostis diye yeni bir cocuk potaya girdi, dedikodusu yapildi ama en cok kiymet vermek, verilen kiymetin degerini bilmek uzerine saatler gecirildi ve sohbet ne olursa olsun  yine geconti ile, yine cipcip ile ve tabii ki yine frankie ile suslendi.
Anotherstar'in cok yakin arkadasi ve onun sayesinde tanidigim cipcip'in, "3 grup 10 album, offf cok skici bir adam" diyerek dar goruslulugunu ve kucuk eksenini elestrirmesine ragmen diger taraftaki gecontiyi destekliyor, beni yureklendiriyor ve bu hikayeye inaniyor olmasina sasiriyorum aslinda; tabii ki bu desteklemenin altinda benim herikisi icinde hissettiklerimi biliyor olmasi yatiyor biliyorum ama yine de sasiriyorum. Bir de gecontiyi begeniyor, onun o hirt tarafini seviyor tanimasa bile, "tabii tabii olur sana bu adam" diyor.
O cipcip havadislerini anlatirken, offf off diye ver yansin ederken, ben de kendisinin onun aksine her yeni seye acik olmasina ragmen onun da kendisi gibi olmayana karsi agir agir duvar ordugunu, onlari yasantisinda istemedigini ve bunun digerinden cok farkli olmadigini soyluyorum. O da biliyor aslinda, cok zeki, farkindaligi cok yuksek ama simarik kiz cocugu kartini oynuyor kendi secimi ile. Son zamanlarda kiymet bilmek uzerine cok dusunuyor ve irdeliyor ya yakinda o da sadece "benim istedigim gibi", sadece "benim gibi"lerin olmadigini anlayacak.
Ote yandan butun bunlarin sonunda, anotherstar'in soylediklerini de goze alarak,onca denemeden sonra hayatimin askini bana unutturacagina inandigim, medet umdugum adamin da dar bir cevrede yasadigini farketmem enteresan bir gelisme oldu. Bu bir tesaduf degil herhalde ama gercekten de cipcip simdiye kadar birlikte oldugum tum adamlar icerisinde istersem haftanin 7 gunu istedigim anda nerede olabilecegini tahmin edebilecegim kadar kucuk bir ucgende yasiyor, ayni yerlere gidiyor, ayni seyleri dinliyor, hep ayni seyleri yapiyor. Peki benim gibi zipzip, rutinden, tekrarlardan nefret eden biri nasil oluyor da boyle bir adamdan medet umuyor?


Sohbet ara ara, gittigimiz andan itibaren ayaklarimiza yapisan ve gece boyunca dizimizin dibinden ayrilmayan Sabish ile bolunuyor, o kadar minik, o kadar guzel ve sevimli ki...Hayatimda ilk defa sokakta gordugum bir kediyi alip evime goturmek istiyorum. O kadar sevgi arsizi ve isini o kadar iyi biliyor ki, anotherstar biraz daha israr etse veya bir duble daha icmis olsam Sabish o geceden itibaren benim ile yasayacak ama yapamiyorum, cesaret edemiyorum. Gina ile ogrendigim ders bana yetti, yasadigim hayatta malesef bir hayvana yer yok, onlari her birakip gittigimde ve yalnizliga mahkum ettigimde icimde ki skinti, varliginin guzelligini unutturuyor malesef. Dolayisiyla iki gundur su kucuk fotografa bakip, cok guzel oldugunu ama getirmemekle iyi bir karar verdigimi dusunuyorum.
Neyse cuma gecesi gayet keyifli bir sekilde eve gelip, saat 03.03 u gordukten sonra yatiyorum.


Cumartesi gunu gec bir kahvalti ile Bebek'te Happily Ever After'da basliyor...Hava muthis, klasik Bebek kalabaligi, tanidik yuzler...
Gecesinde brozzi ile bulusma...Aklimdan gecirdigim olur, biraz H.K dokunusu ve bir cift louboutin nin yapamacagi sey yoktur. Atla deve degil gercekten, aklindan gecir, iste, olsun...
Brozzi en son iki sene once dogumgunume gelmisti, o zamandan beri gorusmuyoruz, sik sik telefonda konusuyoruz ama bir turlu ayarlayip bir araya gelemiyoruz, onun icin bu sefer gelmeden bir hafta oncesinden ariyor, randevulasiyoruz.
Nisantasin'da Sofa Otel'de kaliyor, isime geliyor, cumartesi gecesi araba kullanmak, uzun uzun yurumek istemiyorum; hemen otelin karsindaki It's a Joke a gidiyoruz. Bir Capa klasigi, bayaga bir zorlama mekan, servis cok iyi degil, garson kiz biraz saskoloz ama umrumda degil, keyfim cok yerinde...Konusuyoruz, birbirimizi update ediyoruz, guluyoruz, egleniyoruz..2 sise sarap arkasindan 8'e gitmek istiyor, canim istemiyor, gece Corridor'da devam ediyor...Reasurans'ta ki diger mekanlari gormek istiyor ama gerek yok diyorum, yukarda bahsettigim sebepten oturu, Corridor'a alttan, en kisa yoldan giriyoruz..Mekan sahipleri disinda tanidik kimse yok, ohhh gayet guzel..Iciyoruz, dans ediyoruz...Egleniyoruz da ama mumkunse bu erkekler ama ozellikle bu 35 yasini asmis Italyan erkekler dans etmesin, gercekten bunye kaldirmiyor :) Hayir kendi kendine dans etse hic sorun degil, ne guzel egleniyor der gecerim de beni de kendi enteresan figurlerine alet etmeye kalkisinca orada biraz zorlaniyorum...Neyse gecenin sonu otele variyoruz...Sarhos erkek kaldiramadigim diger sey, sagolsun cipcip...Yari baygin, irlanda kizili saclari ve yemyesil gozleri ile guzel ama beni hic heyecanlandirmayan adami odasinda birakip evime donuyorum.
Saat yine 03.03 ve yatiyorum...

Pazar sabahina gozlerimi brozzi'nin mesaji ile acip geri kalanini yine Bebek'te, bu sefer House Cafe'de e.e ve curly beauty n. ile geciriyorum...Hava yine cok guzel, Bebek yine cok kalabalik ve bu sefer girdigim House Cafe'de neredeyse herkes tanidik...Yaklasik 4 saatimizi gecirdigimiz sure boyunca mekan evimizin salonuna donusuyor neredeyse.
e.e yi dusunceli goruyorum, zaten bir gun oncesinde konusmamiz lazim dedigi icin hazirlikli gidiyorum, uzun uzun sohbet ediyoruz, dertlesiyoruz, iyi geliyor. Son dakika vazgectigi NY'a gelecegini soyluyor seviniyorum, planlar kaldigi yerden devam ediyor.
n. herzaman ki gibi, gorenlerin bir sekilde basini oksamak icin kendini tutamadigi guzelligi ile 4 saat boyunca ortalikta dolaniyor, sosyallesiyor...
Aksamina eve donup yorgun bedenimi dinlendirmek uzere biraz uzanma salakligini yapiyorum ve simdi yine ayaktayim, uyuyamiyorum...

Ama guzel bir haftasonu oldu, simdi 10 gun daha cok yogun calisip sonra tatile gidecegim, onlari dusunuyorum...Veee bu gece 03.03 gormeden uyumak istiyorum...



11 Kasım 2009 Çarşamba

Sahane birgun bugun...


Birgun sonra neye uyanacagini bilmiyorsun, bilme ihtimalin yok..Hayati bu kadar anlasilmaz ve suprizlerle dolu kilan da bu herhalde...Guzel ama..Birgun once hayatinin en guzel anini yasarkenki umut dolu, herseyi yapabilme gucu bir anda altust olabiliyor, kendini kucucuk, bocek gibi hissediyorsun. Yada  pes pese gelen zorluklar sonunda oyle birsey oluyor ki hersey tos pembe olabiliyor; sanki uzulen, yikilan, lanet eden sen degilmissin gibi...Guzel ama, oldurmeyen zorluk guclendiriyor..

Sahane birgun bugun...Uzuntuler gibi mutluluklar da ardi ardina gelir, farketmeseniz de...
Sara, bilinci su gibi berrak bir sekilde uyandi bugun. Gencti, gucluydu, hayat doluydu ama uyanip uyanmayacagi belli degildi. Uyansa bile kalici etkileri belli degildi. Ama o uyandi ve cok da guzel uyandi...Tanri ona ve sevdiklerine bir kere daha kendini gosterdi ve uyandirdi...Mutlu etti hepimizi, korku ve caresizlik cokmus kalplerimize su serpti, bir kere daha yuzumuze guldu. Uzerinde dusunecek bir sey daha verdi, bundan ders cikarmak isteyenlere.

Sahane birgun bugun...En cok sevdiklerim, kendilerinin de ne cok sevdiklerini  bir kere daha gosterdiler. Sadece kendilerini dusunmediler; demistim ya "bende actiklari yaralari gormuyorlar mi" diye, gorduklerini gosterdiler. Kizginliklarini, kirginliklarini bir kenara birakip ellerinden geleni ardina koymadilar. Sevgilerindeki samimiyeti, derinligi gosterdiler. Minnet duygusunu uyandirdilar..

Sahane birgun bugun...cumartesi ve simonpuor ile gecirilmis samimi bir gecenin arkasindan, bir "ciao..." mesaji ve arkasindan gelen sicacik mesajlar, yukaridaki fotografdaki yere tasidi...

"l'uomo tira uomo"...Aldigim mesajlarla isildiyan yuzumle dolasirken Reasurans pasajinda, cipcip ile karsilastim onca aydan sonra ilk defa. Guzeldi, samimiydi, ayikti, benim tanidigim adamdi. Ben rahattim, o rahatti. 

Soyleyecek cok sey yok, yarin neye uyanacagimiz belli degil, hala cok cok calismam gerekse de bugun cok sahane bir gundu!



13 Ekim 2009 Salı

Yola Cikmadan Hemen Once








Anotherstar, bypassdan sıkılmış babası,annesi, ikiz arkadaşları, cipcip...Yola çıkmadan hemen önce..

Haydarpaşa garı gibi bir yer..Koca bir bahçede tekerli sandalye ile dolaşan ve mızmızlanan f.a ve onun yakınmalarına kulak asyaman j.a..sonrasında flavia , bir yere yetişmemiz lazım diyor, koşturuyoruz, merdivenler tırmanıp bir noktaya geldiğimizde aşağıdaki manzaranın aynısına yukardan bakıyoruz bu sefer.

Hop hop, bir arabadayız ao-star ve ikiz arkadaşları ile. Biri arabayı kullanıyor, diğeri arkada yanımda oturuyor. Tek yumurta ikizleri, görüntüde birbirlerinin aynısı iki tip ama gerçekte çok ayrılar, birisi içine kapalı, sessiz, diğeri bıcır bıcır , devamlı konuşuyor, piç dediğimiz türlerden.Birleştirsen tek bir insan olacak gibiler, birbirlerini tamamlıyorlar. Her zaman ki gibi dikkatimi çeken kapalı kutu misali olan, uzak duruyor ya, çok ilgi göstermiyor ya, ilgimi çekiyor...

Gidiyoruz koca arabanın içinde, ve hop hoop birden hep beraber benim evdeyiz. Salon benim salonum ama eşyalar değil...Açlar ve tost istiyorlar benden , gülüyorum; mutfağa götürüp buzdolabını açıyorum, içini gösteriyorum. Mutfak benim mutfak, buzdolabı benim buzdolabı,içi boş..Buzdolabı kapısını kapatınca cipcip i görüyorum, dolabı açmış tabak arıyor, elinde meyveler...Onu alma bunu al derken bir cam kase indiriyorum, ama içi kurtlanmış meyve dolu, şaşırıyorum..kim koyar ki meyve tabağını tabak dolabının içine diye...

Sonra bir çığlık kopuyor, koşuyorum salona, ao-star Tv de gördüğü 90'lı yıllardan bir şarkı karşında hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Tv benim, her gelenin dalga geçtiği eski model, tüplü, bayıldığım koca televizyonum..Sonra kendimizi kapının önüne atıyoruz ve ao-star yeniden ağlamaya başlıyor, karşıdaki eski ahşap binanın yandığını göstererek, bakıyorum evin içinden alevler çıkıyor gerçekten. Kapı önü benim değil, ev tanıdık değil ama aynı zamanda da çok tanıdık... O ağlıyor , ben bakıyorum..Evin içinden alevler dışarı çıkıyor, evin içinden birileri birşeyler çıkarıyor...

Sonra uyandım...sabah saatin 5'i, kalkmam lazım, hazırlanmam lazım, havaalanına gitmem lazım.
Bu iki gün yollarda olacağım, bakmıyorum anlamına, hiçbir zaman bakmam...Dönünce anlarız nasıl olsa...

9 Ekim 2009 Cuma

Senin Kıçın Açık Kalmış




Bazen kendim bile bilinçaltımda yatan, akıllara zarar senaryolara şaşırıyorum..
Uzun, her detayını gayet net bir şekilde hatırladığım,enteresan hem de çok enteresan bir rüya ile uyandım bugün.
Bu rüyanın enteresan olan tarafı uzun ve akıldışı sahnelerin olması değil, olayların birbirini mantıklı şekilde takip etmesi, hiç bir kopukluk ve rüya aleminde sıkça rastlanan hop hop şeklinde  başka bir mekana ve olaya geçişin olmaması. Aynı konunun başlangıcı,gelişimi ve bitimi...
Tarantino'yu aratmayacak kıvamda kan gövdeyi götürdü bu gece...
Polisiye bir rüya..Cinayet,polisler,savcılar,kaçış,pişmanlık...Birkaç yabancı oyuncu dışında ( Diyarbakır'lı bir emniyet md. - ne alaka ? ; Trakyalı bir anne - ne alaka? ) diğerleri hep yaşantımdan kişiler...Suçlanıyorduk, kaçıyorduk, kaçırılıyorduk...Ben devamlı ağlıyordum ama babamın "ne olursa olsun kızımsın, seni affediyorum " repliğinde ise kopuyordum...
Tırmanılan merdivenler, kullanılan kırmızı renkli süratlı arabalar, taramalı tüfekler, kalabalık içine karışıp kaçmalar, baskınlar , elimizde pasaportlar ile sınıra ulaşmalar....film gibi...




Şimdi rüyayı anlatacağım birçok kişinin "senin kıçın açık kalmış" yorumu yapacağı kesin ama işin aslı öyle değil tabii. Rüyanın yorumu , önümüzde ki günlerin çok süpriz, çok acayip ve çok büyük olaylara gebe olması...




Ben rüyaların kadınıyım. Aklıma gelen, başıma gelir , rüyalar da yol gösterir...İsteyen inanır isteyen inanmaz ama bu böyledir !














4 Ekim 2009 Pazar

SALVATORINA " küçük kurtarıcı "

Fon müzikleri ile İstiklal Cad, Tanrı'nın en güzel evlerinden St.Antuan kilisesi,Andreas Stailer'in parmaklarından Bach, they always will be friends rey & i.k.d ve bitmiş bir cumartesi ...


Enerjisi düşük bir akşam ; fazla kendinden bahsetmemek ve karşıdakinin anlattıklarını dinleyerek geçirmek.Hep aynı konular anlatılsa da, söylenilmesi gerekenler çok defalar söylenilmiş olsa da,bir türlü çözüme ulaşılmamış olma durumu karşısında sadece dinlemek ve onun içini dökmesine izin vermek. Ama içten içe bunun bile bir ilerleme olduğunu kabul etmek. Ve karşındakinin takındığın posizyonun farkında olduğunu ve  taktir ettiğini anlamak,huzur duymak.


Enerjisi düşük bir gün bugün ; sebebi ise tam belli değil. Bir gece önceki d.p.s olabilir, öğlen ki tatsız hastahane haber olabilir yada i.k.d yi beklerken balkonda gördüğüm cipcip olabilir.


Evet cipcip i gördüm bugün...Arkadaşları vardı. Dışardaki taxide ona doğru bakan benden habersiz, evin içinde her zamanki ağırlığında hareket ediyor, girip çıkıyordu.
Bu cipcip de bir garip meseledir...
Kısacık bir ömrü olmuş bir adamın, böylesine iz bırakması gariptir.
Kurtarılmak gibi bir isteği veya derdi olmayan bir adamın, ısrarcı kurtarıcısı olma rolünü almak gibi birşey var sanki altında.
Şu andakinden çok daha iyisini hakettiğini farkettirme çabası..
Üstelik karşılığında ne beklediğini bilmemek.
O yumuşacık ve iyi adamın kendi değerinin farkına varması ve bir hayalet peşinde kendini ziyan etmesini engelemek dışında, bir karşılık beklentisi de yok aslında, 


St.Antuan,Isa ikonları, Bach ; sessiz, sakin, bir türlü seni içine çekemeyen bir konser.Birşeyler eksik,ruh eksik, volume eksik....
Halbuki dışarda, Istiklal Caddesinde hiçbir eksik yok,aksine fazlalıklar var.
Çok çok çok fazla insan var. Karınca sürüsü gibi devamlı, aşağı yukarı hareket eden bir sürü insan.
Lise yıllarımdan beri, İstiklal'in sevmediğim hali.
Ama bu sevilmeyen halde bile seni mutlu edecek rastlantılar olur bazen.O binlerce yabancı yüzün arasından,bir tanıdık sima, bir Salvatorina fırlar.

Hiç ama hiç değişmeyen, ben hiç ölmeyeceğim diyen, fil gibi hafızası ile 20 sene sonra bile sana adın ve soyadınla hitap eden Salvatorina.
Şimdide ki tek fark, sana karşı tatlı, yumuşak ve sevgi dolu olması.Sanki en eski arkadaşınmış gibi içten davranması...Hep sevgiyle hatırlanan o yılların, neden öyle hatırlandığını gösteren bir işaret O.
"Ben sonsuza kadar yaşacağım " diyor.
"Ben de sonsuza yaşamak istiyorum" ve " bulduysan sihrini ver " diyorum..Gülüyor ve "buldum" diyor.
Hayatının 40 yılını bu topraklarda, kocaman şehrin tam göbeğinde ama küçüçük bir dünya içerisinde geçiren, kendini Türk çocuklarına adayan, başka diyarlarda ikinci bir hayatım olmasını sağlayan " dili " bana öğreten ve sonsuza dek yaşamak isteyen bu kadına Tanrıdan uzun uzun ve güzel bir hayat diliyorum.


Cipcip üzerinde ki kurtarıcı misyonu konuşmalarının arkasından, rahibe olduğunda kendisine Salvatorina yani " küçük kurtarıcı " adını seçen bu sert görünümlü tatlı kadın ile karşılaşmamı ise çok manidar buluyorum....


Sonsuza kadar yaşamak isteyen " Küçük Kurtarıcı " ve onun belki de " Kurtarıcı " olma hayali peşinde koşan, eski öğrencisi BEN... 


28 Eylül 2009 Pazartesi

Natural Born Mommy

Enteresan bir haftasonu oldu :)

Aklıma gelen başıma gelir, replikler aynen kullanıldı...
Yerine ulaştı mı bilinmez ama ulaşacağı kesin.
Bu gece gördüğü ve düşündüğü de kesin. 
Ardı ardına şok etkisi olacak sanırım !


Günün belki de haftanın lafı ise 
" Stupito...dalle foto sembreresti una mamma davvero ! "
Ne istediğini bilmeyen insan ile uğraşmak en zoru galiba....


İstanbul kalabalıklaşmış, İstanbul kışa hazır...
Çok fazla insan var ve her yerden insan fışkırıyor.
Asmalı Mescit barlar sokağı kıvamında,iğne atsan düşmez,yolda 
yürümek mümkün değil..


real time - 28.09.2009,01:22

6 Eylül 2009 Pazar

...yazasım var...

Birşeyler oldu , herşey gayet eğlenceli,hareketli ve hızlı hızlı geçerken,birşeyler oldu ve hiçbirşey eski tadı vermez olmaya başladı...
Bir kendine dönme,mevcut tekdüzelikten uzaklaşma isteği geldi..bu çok da garip bir durum değildi aslında, rutinden hep nefret etmiş olan ve hep aynı kişiler ile aynı şeyleri yapmaktan adeta arkasına bakmadan kaçan birisi olarak önceleri normal karşıladım..ama adeta bir inziva kıvamındaki Bodrum günlerinde farkettim ki,bir yazasım var..ortaokul-lise ve üniversite yıllarımın alışkanlığı biranda kendini yeniden ve zorla hayatıma sokmak istedi..biraz direndim, biraz üşendim ama ao-star'dan da aldiğim feyz ile başlamaya karar verdim ,nereye kadar sürerse,neler çıkacak görelim bakalım düşüncesi ve merakı ile...




Geç hatta çok geç kalkılmış bir pazar...gazete - facebook - blogs ... bir pazar klasiği Sabahattin.. pazarları akşam üzerini biraz geçe Sabahattin'e gitmek bir klasik,sadece müdaimi yeni ; anotherstar... çok şahsına münhasır,eğlenceli,herseyden rahat rahat konuşulabilecek çok ama çok eski arkadaşım ...benim için hazırladığı müthiş cd günün hediyesi..çok da guzel bir hediye ki bunları yazarken hala onu dinliyorum...


Istanbul'da yaz bitmiş ;havaların soğumasından çok şehrin kalabalıklaşmasından bahsediyorum..Ramazan olmasına rağmen, restaurant birkaç masa turist dışında kendi müşterileri ile tıklım tıklım...keyifli bir yemek,rakı-meze,tabii ki dedikodu ve daha çok dedikodu...sonrası pazar gecesi olmasına rağmen deli gibi bir trafik,hep aynı müthiş cd,muhteşem boğaz yolu ve kafada dolaşan bir sürü ayrı düşünce..en çok da crown...ne yapacağım, daha doğrusu ne yapmam gerektiği, gerçekte tam olarak ne yapmak istediğim; son zamanlar da en çok buna kafa yorarken hala bir cevap bulamıyor olmak ,canımı sıkıyor..biran evvel çözümlemek ve yola devam etmek istiyorum ama olmuyor...konuyu kişiselleştirmeden algılamaya başladan da olmayacak çok iyi biliyorum ama o da olmuyor...



Tek bildiğim,tesadüf diye birşey yoktur! Herşey belirgin bir amaca hizmet için,ona uygun zamanlarda yaşanıyor, olay bu amacın ne olduğunun farkına varmakta..ben hala varamadım :) 
galiba biraz cipcip i özlüyorum,sanki o olsaydı,bana başka bir bakış açısı verirdi diye hissetim şuan...ne yapıyor acaba ????