8 Ekim 2009 Perşembe

Fransız Gelin




Bah ile Loli evleniyor , ne müthiş, ne sevindirici bir haber.


15 yaşından beri tanıdığım ve bazı açılardan benim erkek versiyonum olan bu adam,öyle kolay bir adam değildir.Çok zeki, zekasının çok farkında, çok lider, her daim varlığını hissettirmek , vurdu mu masaya etrafı titretmek isteyen türlerden. Ama duyguludur da, dinler, düşünür, derdinin ortağı olur. Korumak, kanatlarının altına almak ister. 
Zor bir adamdır, zor bah, öyle bizim gibi kolejli, kendi ayaklarım üzerinde dururum, dilediğim gibi yaşarım istediğimi de yaparım kızların adamı değil yani. 
Aldığı eğitim, sahip olduğu vizyon ve yaşadığı hayat ile bağdaşmıyor gibi görünse de bu karakter bir aile mirası ona. Çoğu zaman böyle olmayı kendi seçmedi diye düşünürüm. 17 yaşında ailenin en büyük çocuğu olarak omuzlarına yüklenen kocaman kocaman sorumlulukların sonucudur bu bana göre.
Çok şey yaşadı çok şey gördü...Ölüm gördü, hastalıklar gördü, tekrarlanan iflaslar gördü. Ama hiç birinde yıkılmadı, ona yüklenen " ailenin reisi " rolü vardı ya işte ona hiç ihanet etmedi, hep yola devam etmenin çaresini arayarak.


Loli ise çocuk denilecek yaştan itibaren dünyanın çeşitli ülkerinde yaşayan, tesadüfen tanıştığı ve aşık olduğu bu adam için İstanbul'a yerleşen, çoğu zaman beni hayretlere düşürecek kadar, deyim yerinde ise erkeğine hürmet eden bir Fransız, bir Parisienne...

Ve şimdi evleniyorlar , çok da iyi yapıyorlar. 
Loli doğru bir kız bah için. O daha evlenmeden, iyi günde kötü günde beraber olacağını, zorluklarda onu yalnız bırakmayacağını, ne olursa olsun onu hep sevip, hatta yeri geldiğinde onu taşıyacağını gösterdi. O bunların sadece bir sözden ibaret olmadığını ispatladı. 


Bize de Mayısda Paris'e gidip, bu güzel ikilinin düğününe şahit olmak kaldı...Çok da şahane oldu açıkçası..








5 Ekim 2009 Pazartesi

Kapıcı Dilaver

Evden ayrılıp da tek başıma yaşamaya karar vermem çok keyfi olmuştur benim. Arkadaşlarım arasında tek başına yaşayanlar kervanına ilk katılanlardan olsam da, kazık kadar olmuştum evden ayrıldığımda. O da öyle yıllarca hayal edilerek falan olmamıştı aslına bakarsan, keyfim gayet yerinde, bir elim yağda bir elim balda gül gibi yaşıyordum süper şeker ve hiçbir şeyime karışmayan bizimkilerle.
Sonra ansızın "benim artık bu evden çıkmam lazım" hissi geldi ve yaklaşık 1 ay sonra evime taşındım.6 sene geçti ve hala o ilk evimde oturuyorum.

Karar verdiğimin ertesi günü ilk gezdiğim evdi, dışı güzel,içi güzel, yeri güzel ama en önemlisi evin içinin enerjisi güzeldi,herşeyi öylesine güzeldi ki toplam 3 dk içinde "müthiş , müthiş" diyerek gezdiğim daireyi kiraladım.
Dışarıdan görenlerin müstakil bir ev zannettikleri ,küçücük bir apartıman burası,topu topu 4 daire.
Onun için yaşaması da kolay; gereksiz çoklukta kural yok,sıkıcı apartıman toplantıları yok,gürültücü komşu derdi yok.
Yani anlaşılan, el bebek gül bebek baba evinden,başka bir şahane yaşama ortamı...

Tek dert hariç, kapıcı sıkıntısı...
ilk 3 sene çok güzeldi, bir Kemal'imiz vardı ki her eve lazım türden.Çok saygılı,çok iş bitirici, 10 parmağında 10 marifet bir Anadolu çocuğu.Gecenin saat kaçında gelirsen gel,gireni çıkanı kontrol eden bir kafa,huzurlu uykular.
Sonra bir gün Kemal köydeki yavuklusu ile evlenmeye karar verdi, aman hepimiz bir mutlu olduk,mutlu olduk olmasına da Kemal köye dönmeye karar verince işte orada dumur olduk.

Kemal gitti,biz bittik ! Şaka değil, son 3 sene içinde buradan tam 6 kapıcı geçti.Her türlüsünü gördük,sonuç 4 aydır yine kapıcı yok.

Geçenlerde rüyamda New York'da seyahatte olan tim i gördüm; apartımana giriyorum ve hemen yanımdakine dönüp "ahh tim gelmiş, apartman temizlenmiş "diyorum. Benim kata çıkarken de "onun benim merdivenlerime mavi mavi deniz kabukları yerleştirdiğini" görüyorum ve çok mutlu oluyorum.
Ertesi sabah uyanınca,herzaman ki gibi ilk iş açıp rüyanın anlamına baktım " süpriz,güzel haber"..pek sevindim, o gazla güne devam ettim..

Neyse aradan 4-5 gün geçti tim yolculuktan döndü ve bana haberi verdi, kapıcı bulmuştu. Hakikaten süpriz, hakikaten güzel haber.

Yeni kapıcı Dilaver bugün işe başladı, eli yüzü temiz, saygılı ve yine bir Anadolu çocuğu. 27 yaşında, evli olmayan,mahcup ama güler yüzlü bir çocuk. Pek bir içimiz ısındı,bir rahatladık.Tim yapması gereken 4 şeyi sıraladı ;
- Apartman temizliği
- Servise çıkmak
- Gireni çıkanı hep kontrol etmek
- Kaloriferleri yakmak

Sonra herkes kapısını kapattı, evlerine çekildi.

Saat 20:30 - Dilaver işi bıraktı ! ahhhh şoktayım
Sebep : bakkal uzakmış, o gidip gelirken çok yorulacakmış ! yuhhhh yani,şaka gibi

Şimdi bütün bunları neden anlatıyorum,biliyor musunuz ?
Bütün bunları anlatıyorum çünkü herkes kendi kaderini kendi çizer bu 1.
Bu memleketteki işsizlerin hepsi tabii değil ama ciddi bir kısmı tembel,şuursuz ve cahil oldukları için işsizler bu 2.
Umarım olur bu arada ama bu ülkede tüm açılımlar gerçekleşse de, tembel ve cahil oranı yüksek güzel Türkiye'mde çok da birşey değişmez,biz yine aynı tas aynı hamam yola devam ederiz bu da 3.

Yanlış anlaşılmasın, Dilaver ile alıp veremediğim bir şey yok.
Kendisi ile olan hukukum gördüğüm 10 dakika ve bana getirdiği 1 ekmek/ 5 şişe kola ( onu da yanlış getirdi önce şaşkoloz ,onun için o uzak dediği bakkala ikinci kere gitmek zorunda kaldı )
Ama ben genel olarak bu Dilaver'lere kızıyorum o ayrı.
Ehh be akılsız, sen 10 aydır iş ara, eline günde 20-30 tl geçsin diye kömür taşı,eşya taşı, üstüne bir de bir sürü borcun olsun sonra kalk topu topu 4 dairelik bir apartmanda ev-elektrik-su bedava ,sigortalı işi yorulacağım diye bırak.Sonra da suçu ona buna ,devlete at. Oldu !

Yok yok olmadı. Budizm dünyaya gelen her ama her ruhun eşit şanslara sahip olduğuna inanır, dıştan görünen ne olursa olsun. Ama bunu kullanıp kullanamamak sadece o kişiye bağlı.
Okumadan,kendini eğitmeden, dürüstçe çok çalışmadan birşey olmuyor,bu bu kadar basit.Oturduğun yerden kadere küfretsen ne yazar,ben sana söyliyeyim birşey yazmaz aksine iyice basiretin bağlanır, öylesine bağlanır ki bu söyliyeceğim şey gerçekten tanıdığım birinin başına gelmiştir, " hamama gidersin , sular kesilir " ( bu da ne zaman aklıma gelse gülerim,yazık )


Ahh be ATAM " Türk Milleti Çalışkandır " demişsin ama ben çooook tembel görüyorum buralarda !


Veee ah be Kemal ahh, yaktın bizi ! 







4 Ekim 2009 Pazar

UNUTMA !




Aklıma gelen , başıma gelir...Onun için olumsuz hiçbirşey geçirme aklından!!!!

On dakika önce yine, alakasız bir anda aklıma gelen şey, oluverdi...şaka gibi :)

Bunu sadece unutmamak için yazdım ! Buarada fotografdaki yer neresi acaba ? şahane!

Mikrop

Buralardan binlerce kilometre uzaklarda, "küçücük" bir virüs bir kalp kapakçığına yapışıveriyor.
Adı üzerinde işte, mikrop,lanet bir şey, öyle bir tutunuveriyor ki o kalbe,buralara kadar geliyor. Hem de kendisi küçücük olmasına rağmen peşine taktığı "kocamanlar" ile birlikte.

Kocaman bir kaybetme korkusu...Yoğun bakım ünitesi, kalp krizi riski , herşey iyi gitse bile bir maraza bırakma olasılığı ,külliyen kocaman bir korku.
Korku herkesin içine düşüyor tabii ama en çok da hayatta biricik oğlundan başka hiçkimsesi olmayan annenin yüreğine elbet. Ama seveni çok oğlunun. Telefonlar susmayıp, hiç yalnız kalmasa da kocaman korkularla, karanlık ve iç karartıcı geceyi geçiriyor. Herhalde bir çoğumuz da benzer duygularla uykuya dalıyoruz. Bu şeytan tüylü,en çok güldüren ama bazen de en çok kızdıran çocuğa bir şey olma ihtimali gece boyunca içimizi sıkıyor.

Neyse ki sabahın ilk saatlerinde gelen güzel haber,herkese bir oh çektiriyor.Yoğun bakım ünitesinden çıkışında hastahaneye koşuşturuluyor ve o, her zaman ki hali ile karşıma çıkıyor, bir kere daha ohh dedirtiyor.

Beni ben yapan bazı prensiplerimle çelişiyormuş gibi görünse de , hayatta ne zaman ne olacağı gerçekten belli değil; onun için çok kızmamak, çok takmamak lazım hiçbirşeye ve kimseye !

... "Yaradılanı severiz , yaradandan ötürü "  ... 

Herkesi olduğu gibi kabul edip yargılamamak, olayları kişiselleştirip kızmamak..Yemin ederim yakında ericem biliyorum...ve oralardan burası nasıl gözüküyor acaba merakımı gidereceğim :)

Sakin ama huzurlu bir pazar günüydü !



SALVATORINA " küçük kurtarıcı "

Fon müzikleri ile İstiklal Cad, Tanrı'nın en güzel evlerinden St.Antuan kilisesi,Andreas Stailer'in parmaklarından Bach, they always will be friends rey & i.k.d ve bitmiş bir cumartesi ...


Enerjisi düşük bir akşam ; fazla kendinden bahsetmemek ve karşıdakinin anlattıklarını dinleyerek geçirmek.Hep aynı konular anlatılsa da, söylenilmesi gerekenler çok defalar söylenilmiş olsa da,bir türlü çözüme ulaşılmamış olma durumu karşısında sadece dinlemek ve onun içini dökmesine izin vermek. Ama içten içe bunun bile bir ilerleme olduğunu kabul etmek. Ve karşındakinin takındığın posizyonun farkında olduğunu ve  taktir ettiğini anlamak,huzur duymak.


Enerjisi düşük bir gün bugün ; sebebi ise tam belli değil. Bir gece önceki d.p.s olabilir, öğlen ki tatsız hastahane haber olabilir yada i.k.d yi beklerken balkonda gördüğüm cipcip olabilir.


Evet cipcip i gördüm bugün...Arkadaşları vardı. Dışardaki taxide ona doğru bakan benden habersiz, evin içinde her zamanki ağırlığında hareket ediyor, girip çıkıyordu.
Bu cipcip de bir garip meseledir...
Kısacık bir ömrü olmuş bir adamın, böylesine iz bırakması gariptir.
Kurtarılmak gibi bir isteği veya derdi olmayan bir adamın, ısrarcı kurtarıcısı olma rolünü almak gibi birşey var sanki altında.
Şu andakinden çok daha iyisini hakettiğini farkettirme çabası..
Üstelik karşılığında ne beklediğini bilmemek.
O yumuşacık ve iyi adamın kendi değerinin farkına varması ve bir hayalet peşinde kendini ziyan etmesini engelemek dışında, bir karşılık beklentisi de yok aslında, 


St.Antuan,Isa ikonları, Bach ; sessiz, sakin, bir türlü seni içine çekemeyen bir konser.Birşeyler eksik,ruh eksik, volume eksik....
Halbuki dışarda, Istiklal Caddesinde hiçbir eksik yok,aksine fazlalıklar var.
Çok çok çok fazla insan var. Karınca sürüsü gibi devamlı, aşağı yukarı hareket eden bir sürü insan.
Lise yıllarımdan beri, İstiklal'in sevmediğim hali.
Ama bu sevilmeyen halde bile seni mutlu edecek rastlantılar olur bazen.O binlerce yabancı yüzün arasından,bir tanıdık sima, bir Salvatorina fırlar.

Hiç ama hiç değişmeyen, ben hiç ölmeyeceğim diyen, fil gibi hafızası ile 20 sene sonra bile sana adın ve soyadınla hitap eden Salvatorina.
Şimdide ki tek fark, sana karşı tatlı, yumuşak ve sevgi dolu olması.Sanki en eski arkadaşınmış gibi içten davranması...Hep sevgiyle hatırlanan o yılların, neden öyle hatırlandığını gösteren bir işaret O.
"Ben sonsuza kadar yaşacağım " diyor.
"Ben de sonsuza yaşamak istiyorum" ve " bulduysan sihrini ver " diyorum..Gülüyor ve "buldum" diyor.
Hayatının 40 yılını bu topraklarda, kocaman şehrin tam göbeğinde ama küçüçük bir dünya içerisinde geçiren, kendini Türk çocuklarına adayan, başka diyarlarda ikinci bir hayatım olmasını sağlayan " dili " bana öğreten ve sonsuza dek yaşamak isteyen bu kadına Tanrıdan uzun uzun ve güzel bir hayat diliyorum.


Cipcip üzerinde ki kurtarıcı misyonu konuşmalarının arkasından, rahibe olduğunda kendisine Salvatorina yani " küçük kurtarıcı " adını seçen bu sert görünümlü tatlı kadın ile karşılaşmamı ise çok manidar buluyorum....


Sonsuza kadar yaşamak isteyen " Küçük Kurtarıcı " ve onun belki de " Kurtarıcı " olma hayali peşinde koşan, eski öğrencisi BEN... 


1 Ekim 2009 Perşembe

Session - 4 -


Çok fazla istediğin bir şeyin, uzun ve yüksek merdivenli bir gökdelenin tepesinde olduğunu düşün.
Bir an evvel amaca ulaşmanın verdiği heyecan ile çıkmaya başlarsın merdivenleri, o kadar heyecanlı ve güçlüsündür ki o an hızlı hızlı,hatta ikişer üçer atlayarak çıkarsın...
Sonunda o çok istediğin şey var ya hiç düşünmezsin bile.
Ama uzundur o yol, merdiven boşluğu ise karanlık ...
Çıkarsın,çıkarsın,çıkarsın sonra yavaş yavaş bacaklarındaki ağrıyı,etrafındaki karanlığı farkedersin ve öyle bir an gelir ki birden nefesin kesilir, bir adım daha gidecek gücün kalmaz,kafanı yukarı kaldırıp bir ışık arar,bulamaz ve hatta en başından niye bu yola çıktığını hatırlamaz olursun.
Heyacan biter, yol anlamsızlaşır ,sorgulamalar başlar...Ve geri dönmek istersin,çünkü aşağıya inmek yukarıya çıkmaktan daha kolaydır...
İşte o an ,yapman gereken tek şey bu yola en baştan hangi "amaç" için çıkmaya karar verdiğini hatırlamak olmalı.
Amacını hatırlamak ve Tanrı'ya sana güç vermesi için dua etmek! 
Sen dua ettikçe ve inandıkça,Tanrı, geçmiş yaşantındaki ruhların ve ataların hepsi yanında sana destek olacak...Bacaklarına yeniden güç, etrafına aydınlık gelecek ve yukarı kaldırdığında kafanı yolun sonunda ki ışığı göreceksin! Ona ulaşmak ise en büyük hediye olacak..

"EGO" dan kurtulmak da işte böyle uzun ve meşakatli bir iştir. Öyle bugünden yarına, yıllarca sana yoldaşlık etmiş,yaşam tarzına,ilişkilerine,tepkilerine sinmiş Ego'dan kurtulamazsın...Ama ağır ,emin ve azimli bir şekilde çıkmaya başlarsan merdiveni belki biraz uzun sürer ama kendini paralamadan ve amaçtan sapmadan,daha rahat,daha huzurlu,daha mutlu bir hayata merhaba diyebilirsin!

Hamburg,19.09.2009

Uğurlama Töreni

Resmi geçit tamamlandı...Hepsi teker teker endamlarını gösterip,kendilerini hatırlattı..
Bugünkü süpriz m.moon çağrısı ile de kadro tamamlandı.
Anlamamıştım ya önceden, garip birşeyler oluyor, her köşe başından birileri fırlıyor diye şaşırmıştım ya bugün anladım sebebini...Yer açıyorlar!


Geriye bakmana gerek yok,senin kaybettiğin birşey yok ama keşke zamanında akıllı olsaydık diyorlar ve yenisine yer açıyorlar...




real time - 01.10.2009, 02:38